otobüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
otobüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kısa Kısa #50 (Tatil special edition)


Selamlar sıcaktan erimek üzere olan blog dostları. Nabersiniz? Şimdi diyeceksiniz ki 'ne naberi lan yavuşak, biz senin blogunu okumak için geliyoruz geliyoruz bi' bok yazmamış oluyosun, ne biçim iş bu'. Biliyorum bunları diyeniniz oluyor ama yaz okulu+arada kaçılan tatil beni bu hallere düşürdü. Yoksa biliyorsunuz yazılarımı aksatmayı hiç sevmem. Ayrıca yalanadan da hoşlanmam. Bunları hep bilin.

*Çok saçmalayarak bıraktığım giriş kısmına buradan devam edicem. Kah oradayım kah burada. Hop. Bloga biraz heyecan getirmek istiyorum açıkçası. Bu sıcak yaz günlerinde çekilir dert değil yoksa anlıyorum hepinizi.

*Neyse efendim ne diyorduk heh tatil falan. Ben şimdi ara sınav için dün 8 saatlik bir yolculuk yaptım. Az sonra otobüse binip bir 8 saatlik yolculuk daha yapıp yazlığa geri dönücem. Bendeki yazlık aşkı manyaklık boyutunda anlayacağınız.

*Dün bindiğim otobüste hani böyle kafamızın üstünde ışık, ses, serinlik tuşları ve aparatları oluyor ama tam da başımızın üzerinde olmuyor. Yani öndeki yolcunun başının arkasında ama sizin de önünüzde. Tam olarak ikinize de ait değil. Bir nevi yasak aşk. Aşk-ı Memnu. Hayır kendime göre ayarlıycam öndeki çirkef, ki genelde şehirlerarası otobüslerde öndeki kadın çirkef olur, laf edicek biliyorum. Sen diyecek benim diyecek kafamın üzerindeki lambalarımı diyecek nasıl kurcalarsın. Ben de bundan korktuğum için açıkçası elleyemiyorum onları. Ama dün azmettim, çok susamıştım çünkü. Muavini çağırmaya yarayan o kırmızı düğmeye tıkladım. Birden pasıl pasıl parlamaya başladı düğme. Ama nasıl yanıyor, sanki 'durdurun bu arabayı inicem ben' dercesine. Öyle bir kırmızı. Bekle babam bekle, gelen giden yok. Tam olarak ne kadar bekledim bilmiyorum ama eğer hidrojenimi oksijenimi alsam kendi suyumu bir şekilde yapabilirdim orada. Sonra mola yerine geldik, kendi suyumu kendim aldım.

*Sanıyorum toplam 1200 km'lik yoldan sonra dümdüz bir g.te sahip olacağım.

*Üstteki madde biraz erotik mi oldu? Yok yok olmadı dii mi?

*Öndeki yolcu dedim az evvel ondan bahsediyim birazcıkta. Öndeki yolcu dediğimiz canlı, genelde koltuğunu 175 derece'ye kadar yatırmak isteyen, kendisini evinde hissetmek için elinden geleni yapan, muavin düşmanı bir insandır. Gerekli desteği bulursa otobüsün içinde muavin & şöför ikilisine karşı bir örgütlenme sağlayarak istediklerini yaptırma potansiyeline sahip oluyor. Kessinlikle hiçbir şeyden mutlu olamayan öndeki yolcu sürekli bir şeylerden şikayet ederek diğer yolcuların da ağzına s.çmaktadır. Dün bana bunun arkadaki yolcu versiyonu denk geldi. Kadın yaklaşık 13 dakika hiç susmadan bir şeylerden şikayet etti. Bir otobüsün içinde nasıl bu kadar şikayet edilecek konu buldu tam olarak anlamasam da o hiç kullanılmayan kırmızı cam kırma çekici ilk kez bir işe yarayacaktı sanırım. Zor tuttum kendimi.

*Az sonra servise bineceğim, oradan Esenler otogara gideceğim. Oradan da 7 8 saatlik bir yoluluk yapacağım. Ama şu anda anladım ki bu maddeyi bir yere bağlayamayacağım.

*Bir de itiraf yapıyım giderayak. Benim blogu boşlamamın sebebi biraz da Twitter açıkçası. Oraya fazla ilgi göstermeye başladım. Ama tabii ki blog ilk göz ağrım. Benim mekanım. Ama yine de beni burada bulamazsanız arada şuraya da bakın. twitter.com/littleiv3

*Çok sıcak hiç öpmiyim.

4 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Kısa Kısa #46


*Merhabalar sevgili blog dostlarım. Bir süredir yazamadım ama bunu telafi edicem umarım dopdolu içerikli bir kısa kısa ile. Bakalım neler çıkıcak, ben de merak ediyorum.

*Kağıt yerin 'kaıt' diyen insanlar var çevremizde farkında mısınız? Tehlikenin farkında mısınız gibi oldu bu da. Ama cidden çok kulak tırmalayıcı bir kelime. Hayır kağıt zor bir sözcük de değil ne bilim İngizlizlerin bir congratulations ya da efendime söyliyim bir pronunciation'ları gibi olsa amenna.

*Ben genelde arkadaşlarımla, dost meclislerinde (buna da tavım ha, dost meclisiymiş ba ba ba, sanki 452. sayılı kanunu yükümlülüğe sokucak dostlarıyla) takılırken etrafımda konuşulurken söylenen yanlış kelimeye anında tepki veririm. Tepki dediğim de bildiğin dalga geçmek, itin g.tüne sokmak vs.

*Geçen gün sokakta yürüyorum. Bir adet minibüs gördüm. Hani üzerlerinde 'devlet hastanesi', ne biliyim 'lojmanlar', '2 no'lu sağlık ocağı' falan yazar ya böyle küçük tabelalar ile heh onlardan 'çarşı'ya gittiğini gösteren için bildiğimiz Beşiktaş JK'nün taraftar topluluğu olan çArşı'nın amblemini koymuştu abi. Kendisinin bitmez tükenmez bilmez çarşı aşkını desteklerken bir yandan da 'aha deli midir divane midir, normal insanın yapacağı iş mi bu, hap mı alıyor nedir belli değil' gibi düşüncelere dalarak yürümeye devam ettim.

*Hepimizin annesi cam silmiştir bir dönem sanıyorum, bunu burada inkar edicek olan varsa daha şimdiden gitsin tamam mı canlarım. Yok çünkü öyle bişey, anne dediğin camdan dışarı sarkarak cam silen insandır. Heh annem cam silmek için komple camdan dışarı çıkıyor, üstelik bunu 5. kattayken falan yapıyor. Bu anlarda deliricek gibi oluyorum. Annemin bacağına yapışıp 'anneeeeğğ nolur bırak camı anneeeeğ, sileriz bak sopayla anneeeğ nolur in aşağaaa' diye bağırasım geliyor.

*Şehirlerarası otobüste çok fazla yolculuğa çıkıyorum ben. Doğal olarak çok da gözlem yapma şansına erişiyorum. Örneğin otobüs fren yaptığında -hiç sekmez- hele arkada oturuyorsanız bu çok daha net görülür, tüm kafalar bir anda havaya kalkarak ileri doğru bakar. O an ki arka tarafta oturan insan için bir güneş tutulması gibidir. Adeta bir doğa olayı.

*Zeytinburnu'ndaki alışveriş merkezi Olivium'un adının olive yani zeytin'den gelmesi mekanın Zeytinburnu'nda olması. Farkedince 'aaaaa!' diye kalmak.

*Bir ara pokemona özenip camdan atlayan çocuk vardı, sonra noldu ona tam bilmiyorum ama kafası çok güzeldi sanırım. Bu kadar ciddiye alınabilir mi yahu bir çizgi film.

*Üstteki resimde bu arkadaşın son fotoğrafını ele geçirdim. Kendisi vesikalık çekmeye giderken yanına çok sevdiği arkadaşı pikaçu'yu da almadan edememiş. Üstelik gayet ciddi.

*Otogarda görüyorum sürekli bazı firmaların isimlerinin başında VİB var. Bak VİP falan değil ha, yumuşamaya uğramış hali vib. Bu ne çakmalıktır yarabbi.

*Tekrar bir şehirlerarası otobüs tespiti ile karşınızdayım sevgili littleiv.blog severler. Şimdi biliyorsunuz şehirlerarası otobüslerde kısa yolculuklar dahi yapıyor olsanız bir takım yiyecek içecek ikramında bulunuluyor. Eğer iyi bir otobüs firmasına denk gelirseniz, Kola, Fanta, Lipton poşet çay, çeşit çeşit meyve suları, Nescafe 3in1 ve daha pek çok şey bulunabiliyor. Ancak bazen de Doğuş poşet çay, Metro marka kahve, pepsi ve yedigün içebiliyorsunuz. Bir de şu var ki muavine 'Fanta var mı?' diye sorduğunuzda evet cevabı alıp sonrasnda paşa paşa yedigün içebiliyorsunuz çünkü onlar için gazoz sarıysa olay bitmiştir.

*Heh asıl olaya gelelim şimdi, bu yolculuklarda eğer çay istediyseniz poşet çay ile birlikte bir adet karıştırma aparatı, bir adet toz şeker kesesi, yarım bardak kaynar su veriliyor size. Suyun yarım bardak verilmesinin sebebi sallanan otobüste haşlanmamanız. Neyse devam edelim, şimdi sallama çay dediğimiz olay zaten başlı başına bir mücadele gerektiriyor. O ip suyun içine giriyor, poşetteki çay molükelleri bir türlü suya karışmıyor paşa çayı oluyor falan daha ne zorlukları var. Ama asıl olay hem şeker koyup hem karıştırıp hem de poşeti ipinden tutarak bardaktan dışarı çıkmamasını sağlamak. Gerçekten dünyada kabir azabı. Başka bir açıklaması yok. Allah kimseye vermesin. Sırf bu sebepten çaydan soğudum ben haberiniz var mı? Dayıyorum kolayı daha muavin sormadan, tak, tek dikişte bitiriyorum. Kafam rahat.

*Yine görüşeceğiz. Israrla bekeyin (o ne ola ki).

8 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Alpert Otobüste

Alpert'in ilk hikayesi uzun masada yemek'e gelen yorumlar üzerine bunun bir seriye bağlanması gerektiğini hissettim. Bu sefer Alpert İstanbul'da belediye otobüsünde yolculuğa çıkıyor, bakalım kahramanımızı bu yolculuğunda neler bekliyor. (tırt gibi hikaye girişi)

Alpert hoşlandığı kız arkadaşıyla buluşmak için otobüse binmeliydi Eminönü'den. Kafasında hem kız arkadaşı diyorsun hem de hoşlandığı diyorsun, sevgililer mi değiller mi gibi soru işaretleri bulunan okurlarımız için açıklıyorum ki, Alpert kıza feci yazıyor, kız da kendini naza çekiyor. Klasik Türk olayı aslında ama görüyoruz ki bu olay tüm dünyaya özgü bir şeymiş. Kadın ırkının genlerinde var demek ki. Neyse konumuz bu değil, konumuz Alpert, konumuz halk otobüsü.

Durak oldukça kalabalıktı bugün. Gerçi herhangi bir günün herhangi bir saatinde de kalabalık oluyordu bu durak. Doğa ananın bize bir oyunu gibi adeta. Yani yarım saat içinde 20 otobüs geçse bile yine de o kalabalık azalmıyor. Üstelik gelen her otobüste bir heyecan dalgası yaşanıyor, yaşlılar yüksek sesle 'mmeeeh hangi otbüs bu' diye soruyor, şöför ilginç şekilde insanların üzerine sürüyordu.

yandan sıraya kaynayan kırmızılı elemanı linçten şöför son anda kurtardı

Alpert, Eminönü'den (eminönüden? eminönünden?) Taksim'e ilk kez gidecekti ve hangi otobüslerin güzergahlarında Taksim olduğunu bilemiyordu. Bazı otobüslerin yan tarafında geçtiği güzergahlar yazarken, bazılarının ışıklı tabelasında yazıyordu o güzergahlar. Yani Alpert Taksim yazısını görene kadar otobüsler pıtır pıtır geçip gidiyordu. Sonunda dayanamadın yanındaki 25'lerinde gösteren gence 'ya pardon hangi otobüs taksim'e gidiyor burdan?' diye sordu. Genç sanki soruyu anlamamış gibi bir yüz ifadesinin ardından 'nereye gidicen sen?' sorusunu yöneltti. Alpert 'lan Taksim diye sormadım mı ben bu adama, niye tekrar benim nereye gideceğini soruyor' diye düşünürken, bilmiyordu ki bu soru sorulmadan yer, otobüs, adres tarifi verilemezdi. Adeta bir ön şarttı bu 'nereye gidicen sen?' sorusu.

Alpert sonunda kendini Taksim otobüsüne atabilmişti. Otobüsün çok dolu gelmesine aldırmadan hemen ön taraflara doğru hızlı adımlarla kendisini atmış, otobüse binmek için götüm götüm ilerliyordu öndeki teyzenin arkasında. Ayağını otobüse atınca bir rahatlama geldi, kapının kapanma riskine karşın 'ya pardın biraz ilerleyebilir miyiz?' şeklinde cılız bir serzenişte bulunsa da duyulmadı. Otobüse binince akbil'ni basıp arka tarafa doğru ilerledi her düzgün vatandaş gibi.

Otobüs tıklım tıklım doluydu. Alpert tek eliyle montunu tutarken, diğer eliyle ondan önce tutan insandan hala biraz kalıntının kaldığı tutamaçı tutuyordu. Bu arada bu tutamaçları yapan mühendis arkadaşa bir mesajım var buradan. 'bre akıllı, bu tutamaçlar, tutan insanlar sabit dursun, otobüste eylemsizliğe karşı bir kuvvet oluştursun, ayakta durabilsin diye koyulmuş oraya, e sen onları sabitlemezsen ne anlamı kalıyor tutamaçın, mal mısın nesin'. Neyse efendim kah sendeleyerek kah öndeki amcaya arkadan dayanarak yapılan bir yolculuk başlanmıştı Alpert adına.

Nasıl olduysa Alpert birden kendini orta tarafın cam kenarında bulmuştu. Cam kenarı dediysek oturarak falan değil tabii ki. İstifin bir kısmında ayakta duruyordu. O sırada 20'lerinde gösteren şişman bir tiki kızımız 'yaaa pardıın, şu camı bi açabilir misiniz :/' diyerek Alpert'i adeta günaha davet ediyordu. Biliyorsunuz otobüslerde camların garip bir mekanizmaları vardır, bazen yandan ittirmeli bir kol bulunurken bazen de ilginç bir düzenek ile açmaya çalışanın ebesine kasteden bir organizmadır.

İlk zorlaması başarısızlıkla sonuçlandı Alpert'in. Şişmantiki'ye dönerek 'eheh sıkışmış galiba' dedi. Sonrasında bir kez daha tüm gücünü vererek ittirdi o kolu. Ama cam sanki Alpert'e bakıp 'açamıycaksın beni .bne' diyordu. O sırada üzerinde A.fitch yazan bir tişört olan, saçlarının ortası yarım kilogram jöle desteğiyle garip bir biçimde havada birleştirilmiş, Abidas marka ayakkabı giyen ve sakalları inanılmaz bir özenle çenesinde inceltimiş bir eleman gelip 'pardon bağyan' diyerek şişmantiki'den yol isteyip tek harekette camı açtı. Alpert mutsuzdu, Alpert üzgündü, Alpert kırgındı...

5 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Bir El Atın Be Abi

Merhaba sevgili okurlar. Yine bir ilginçlik ile karışınızdayım. Geçtiğimiz günlerde Barbaros Bulvarından aşağı doğru inerken gördüğüm manzara karşısında gülmemek için zor tuttum kendimi. Bir adet İkarus marka çağlar öncesine ait hatta belki de yapılan ilk otobüsün dramına konu olacağız bu hafta (buraları tayfun talipoğlu sesiyle düşünün).
Beşiktaş'a doğru yaklaşırken var olan bir dönemeçten dönemeyip kaldırıma sıkışan sonra da sanırım geri vitesi olmadığı için içindeki yolculara 'bir el atın be hacılar, he?' deyip yardım istemiş otbüsümüz.
Tabi ki yardımsever halkımız kıramamış şöferi ve otobüsü ittire ittire yörüngesine oturtmuşlar. Bu kadar güzel otobüsleri yollarımızda her zaman görmek isteriz. Hatta benzin falan da koymayın, otobüsün tabanını çıkartın bir ayaklarımızla istediğimiz yere gideriz. 'Teyzecim müsait bir yerde indirir misin?' diye yanımızdaki teyzeye falan söyleriz.


(bu arada haftaya salı hatta çarşambaya kadar yazı yazamam muhtemelen, açıköğretim, okul vizeleri, proje falan. haydi kal sağlıcakla sevgili okur)

9 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #35 (toplu taşıma special edition)


*Selamlar sevgili okurlar. Ben yaklaşık 5 saat sonra İstanbul'a doğru yola çıkacağım. 'E ne işin var internetlerde sürtüyorsun' diyenleriniz olucaktır. İşte hep sizin için derim ben de. Gülelim eğlenelim diye. Yoksa yatar uyurum nedir yani.

*'İnternetler' diye bir şey var. Genelde anneler ve teyzelerde görülen bir olgu. Çoğul, sürtülen bir yer. Uzun süre durulunca anneleri rahatsız ediyor. Gözleri bozma kapasitesi var. geceleri geç saatte, sabahları erken saatte kullanılması durumunda anneyi kızdıran bir şey. Doğanın bir ilginçliği.

*Yarın otobüse bineceğim ve o güzel otobüslerin vazgeçilmezi olan muavinlerle çeşitli diyaloglara gireceğim. Mesela biletimi görüp nereye gideceğim konusunda bilgiler alıyor benden. Halbuki bilet alırken söylüyoruz bunları. Ama o kendisine de söylememizi istiyor. Garip bir trip.

*Arkasından sırayla kolonya ve su dağıtıyor bazıları. olonya dağıtırken illa pantolona kolonya damlayana kadar kolonya döküyorlar. Sallaya sallaya beyle. İlginç bir inat. Sözleşiyorlar mı aralarında muavin olurken, 'beyler her binenin pantolonunda bir iz bırakacağız, kolonya istemeyene de yanlışlıkla dökeceğiz' filan mı diyorlar bilemiyorum.

*Muavinde olması gereken bir kaç özellik var. Mesela kendilerinin eylemsizliğe karşı donatılmış olmaları gerekiyor. Ki hepsi de istisnasız öyle. Bir tanesinin bile düştüğünü görmedim.

*Geçen halk otobüsüne bindim yurda gideceğim. Kalabalık bir otobüs doğal olarak İstanbul olduğu için. Neyse efendim insanlar biniyor, binerlerken bir tanesi arkaya ilerlerken başka bir abinin sırt çantasına çarptı. Sonra muavin abi çantalı abiye bağırarak 'çıkart abi çantayı, evet çıkartıyoruz çantaları, arkaya ilerliyoruz' dedi. Çıkartıyoruz çantaları nedir abi?

*Geçen gün Kadıköydeyim (sen de ne geziyormuşsun arkadaş iki dakka otur götünün üstüne) metrobüsten indim yürüyorum. O sırada oradaki minibüsçülerden biri yoldaki kendisine el eden (evet el etmek, bir minibüs jargonu) yolcuyu görmedi. Nasıl oldu anlamadım. Normalde minibüse binmek istemeyen insanları bile kornayla ikna edebilen minibüsçü abi nasıl oldu da müşteriyi kaçırdı aklım almadı.

*Ne çok minibüs, otobüs maceram, tespitim varmış arkadaş. beh beh beh.

*Ahahah dur dur aklıma bir şey geldi ama önce bir güleyim. fıkrayı anlatırken sonuna gelmeden gülen pis insan gibi oldum. Neyse efendim, yine otobüsteyim dışarı bakıyorum, yandan bir araba geçti ve inanılmaz bir sahne gördüm ben. Şimdi şöför dediğimiz insan genelde arkasına yaslanıp direksiyonu tutan yoluna bakan bir insan. Ama benim gördüğüm arabada şöförün yanındaki abi şöförün omzuna elini atmıştı ahaha. Abi resmen herif şöföre el atmış muhabbet ediyorlar. Hayalinizde canlandı mı bilmiyorum ama ben kahkahayı koyverdim direktoman. Şöför böyle öne eğilmiş yancı abinin eli omzundaydı. Ööyle gidiyorlardı.

*Geçen gün otobüsteyim yine (eeeh yeter lan) İstanbul'a gidiyorum. Yanımda oturan amca akasya durağına çok gülüyordu. Ama fazla gülüyordu. Böyle göbeğini hoplata hoplata gülüyordu hep. Arada insanlar gülüyor mu diye arkasına dönüp dönüp bakıyordu. Gerçekten korkunç anlardı.

*Geçen gün ben otobüsten indim.

*Eheh valla indim. İndim böyle yurda gireceğim. Işıktan karşıya geçmem gerekiyor. Neyse işte kırmızı ışık var böyle 3 dakika falan bekliyorsun. Sürekli taşıtlara yeşil yanıyor. İlginç bir yer. Neyse o kadar bekledim bekledim ve sonunda yayaya yeşil yandı. Evet yayaya. Yayaya şaşaşa cimbom cimbom çok yaşa diye bir şey vardı di mi ne acayipti? Neyse ne diyordum heh o bana yeşil yanınca karşıya geçmeye başladım ve o anda taşıttakilere ezici bakışlar attım. Şu yaya halimle hepinizden üstünüm diye. Garip anlardı. (o değil de ne tırt bi son oldu)

*Metrobüsteki göt dayama aparatı süper bir buluş ya. Valla billa öyle.

*Sevgiler efendim.

6 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #23 (metrobüs special edition)

*merhabalar littleiv.blog severler. hemen kısa kısa'ya geçmek isteyenler olabilir aranızda onları kırmadan olaya başlayalım. ya düşünüyorum da bu yazı dizisinin ismi daha başka bişey olabilir miydi acaba? kısa kısa çok mı tırt oldu? ilk aklıma geleni koyduğum için biraz düz insan imajı vermiş olabilirim ama fena değil sanki, sevildi gibi.

*otobüste garip bir olayım var. mesela gün içinde hayvan gibi yorulmuşum, okulda beynim erimiş sulanmış, hatta gün içinde saatlerce ayakta beklemişim. metrobüs durağına geliyorum mesela. oturabilmek için 3 metrobüsün gitmesini bekliyorum falan. sonrakine binip istediğim yere oturuyorum. sonra iki dakika beklese yeni metrobüste oturucak olan bir orta yaşlı teyze geliyor ve önce gözlerini adeta beni delmek istercesine üzerime dikiyor. sonra da günümüz gençliğinin ne kadar terbiyesiz ve ahlaksız olduğundan bahsediyor. başkalarından onay alıyor, kamuoyu yoklaması yapıyorlar ne bileyim tüm otobüsü bana karşı kışkırtıyor, linçe davet gibi. ama ben ne yapıyorum hiiiiç sallamıyorum ve bu çok hoşuma gidiyor. garip bir zevk alıyorum.

*metrobüslerin durakta normalde nerede duracağı belli. insanlar da orada yoğunlaşıyor. önce binebilmek için. sen mesela geç gelmişsin. onların biraz yanına geliyorsun, yani kapı senin önüne açılmıycak. ama o da ne gelen metrobüs tak senin önünde durup açıyor kapıyı. işte o an dünyalar benim oluyor sanki. evet küçük bir dünyam var neolmuş.



*geçen önündeki metrobüsü sağlayan bir metrobüsün içindeydim. garip anlardı.

*şimdi otobüslerde ilk bininler oturuyor doğal olarak. ha bazıları da oturmuyor onları hala çözemedim ben. sonraki gelenler muavinin azarlamaları sonucunda arkaya ilerliyorlar. o sırada mesela ortadan biri iniyor. onun yerine de otobüse ortalarda binen biri oturuyor. e ne oldu? haksızlık oldu. işte bunu ortadan kaldırmak için binenlere bir numara verilsin. numarası en küçük olandan sırayla oturmaya başlansın. böylece hak yenmemiş olur. bu fikir ile nobel'e başvursam barış ödülünü obama'nın elinden alabilir miyim aceba? olmadı belediyeye verip bir kaç kuruş atsalar ona da varım lan. (küçük bir dünyam var demiştim)

*yeni metroya bineniniz vardır. 4.leventten atatürk otosanayiye giden. orası niye o kadar sessiz ya. konuşmak yasakmışçasına (evet yasakmışçasına, fıstıkçışahap). kimse konuşmuyo. biz bindiğimizde hayvancasına şakalar gülmeler falan utanıyoruz sonra. bak taksim-4levent metrosu öyle değil. yeni metro olduğu için mi acaba. çözemedim ben onu.

*fıstıkçışahap ne kadar tırt bir kelimedir ya. hayır yani sessiz harfleri bir arada toplayalım diye g.tünden kelime uydurmuş resmen birisi. biz de yıllardır 'ohaaa nesüper laa' diye geziniyoruz. olmamış ya. fıstıkçı tamam çok güzel. e şahap ne. ne bileyim ben sevmiyorum.

*adım şahap olsaydı, biraz asosyal olabilirdim. emin değilim tam.

*ama adım erdoğdu olsaydı insan içine çıkamazdım. anne babamı falakaya yatırırdım bütün gün. erdoğdu ne lan. (var valla böyle insan. normal yürüyor falan, yoklamaya imza atıyor)

*evet size metrobüsün arkasını çizicem şimdi.
------------
l l l l__l<-----işte o koltuk.
.......__l
.......__l

ahan da valla çizdim. heh bu en arka sağ köşe. orada böyle sıra gecesi şark köşesine benzer bir yer var. işte köşe şeklinde. orada böyle en köşedeki koltukta oturan insanın ayaklarını koymaya yeri yok ya. çok üzülüyorum (allah kahretmesin bu kadar dandik bişeyi anlatmak için ne organizasyon yaptım be)

ne derdim varmış be metrobüsle. eheh haydi görüşürüz.

15 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Coach Of The Year



çözemediğim bir ödül tarzı bu coach of the year. belki dikkat etmişsinizdir şehirlerarası otobüslerde ön ya da yan camda mutlaka yazar bu yazı. coach of the year 2005, 2007, 2009 diye gider. her senenin ayrı coach of the year'ı. yani yılın en iyi aracı seçilmiş. e olm ben bir sürü otobüste gördüm bunu. bu nasıl dandik bir ödül ki önüne gelene verilmiş. hayır aynı yılın coach of the year'ını bir kaç farklı otobüsün aldığını da gördüm. o andan itibaren artık bu ödüle inancım kalmamıştır.

lan gitsem başvursam 'senin otobüsün yok' demez yapıştırırlar coach of the year'ı valla. ne dandik organizasyonmuşsunuz arkadaş.

5 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Muavinsiz Şöförün Dramı

çok fena. toplu taşımanın neferlerinden otobüslerde geçen yürek burkan bir hikaye. yani hikaye değil de genel bir olay. tek bir hikaye değil yani. pek çok kez olmuştur (gittikçe sıçmak).

genelde otobüslerde bir şöför bir de muavin (ki amacı yolculara hizmet etmek değil onlardan para almak karşılığında 'sağlı sollu ilerleyelim' demektir) bulunmaktadır. bu ikili süper anlaşırlar. kah sadece ikisinin anlaşabileceği diyaloglar oluştururlar, kah başka arabalara küfür etmek için birbirlerini gaza getirirler. batman ile robin gibidir adeta. şöför batman'dir ama. muavin biraz daha robin gibi, daha ezik. (kimi robin'lerin şöförü ezmek istediğini açıkça görebiliyoruz)

bazı otobüslerde ise mesela 41at (ki bu araç davutpaşadan kalkıp yol sırasında nerede trafik yoğunsa oraları güzergah belleyip taa ayazağa'ya kadar gitmektedir, 1 buçuk saatlik yol yani) muavin yoktur.

yani o saatler süren yolda bir başına tüm zorluklara göğüs germesi gereken bir şöför bulunur. ben bu ıssız şöförleri görünce çok üzülüyorum, içim parçalanıyor. hemen otobüse binip 'beyler arkası müsait, sağlı sollu ilerleyelim, bak abi boş ortası, heh bıyıklı abim, piuuuu kime diyorum' diyesim geliyor. buradan iett'ye konuyla ilgili seslenmek istiyorum:

'abi sizin açılımızın harbiden ineklik etme taksi tut'mu ya?'

0 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

wibiya widget