kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kısa Kısa #72

Vay be.. Resmen duygulandım lan şu an. Aylar sonra blogger'ın "Yeni Kayıt" sayfasına girip Kısa kısa yazacağım. Çok heyecanlı anlar, evet Birand burada inanılmaz bir bilgi kirliliği mevcut. Kimse ne olduğunu tam olarak anlayabilmiş değil. Evet yeterince saçmalama potansiyelin kavuştuysak bir kaç madde ile ellerimiz ve beynimizi olaya alıştıralım.


*Yalnız tabi Twitter'da fenomenlik mesleği falan derken artık blog için telefona taslak kaydetmeyi de bıraktım. Çünkü aklıma geleni otomatik olarak 140 karaktere indirgiyorum ve twit olarak yazıyorum. Bu durumda ne oluyor? Blog için malzeme kalmıyor. Çocuklar diyor "anne" diyor "bizim neden blog taslak püskevitimiz yok" diyor. Televizyonda görüp istiyor e o da haklı tabii. İşte bu durumu yok etmek için bu yazıdan sonra tekrar blog taslakları kaydetmeye başlayacağım. 


*Ancak blogda şöyle bir durum olacak. Uzun komik şeklindeki yazıların yanında kısa kısa fazla komik olmayan ama direk kendimle alakalı şeyler de yazacağım. Hafif formatta kaymalar olabilir yani. Yıl olmuş 2012, halen 2009'daki formatla devam edeceğimi düşünmüyordunuz herhalde? Çelik bile değişti ben mi değişmeyeceğim?


*Ya sanıyorum dünya üzerinde hiçbir şey beni kalın yorgan ile uyumak kadar mutlu edemeyecek. Ne kadar güzel ne kadar mutlu edici bir nesne bu çok kalın yorgan. Yaz kış farketmeden çok kalın yorgana kendimi teslim edebilirim. 


*Ha ama çok kalın üst pijamadan zerre hazzetmem. (İki kelimede de sessiz harf çiftleşmesi olması) Çok kalın üst pijama varken mutlu uyuyamıyorum ama çok kalın yorgan çok güzel bir şey. Optimum şart ince tişört ve çok kalın yorgan ikilisi. Güzel uyku bunlarla olur.


Haftanın overrated'ı: Ayakta işemek.


Her ortamda aşırı şekilde övülen erkeklere özgü olan mevzu ayakta işemek. Bence bir numarası yok. Kızların fazla özenmesine de gerek yok. Gelin beyler itiraf edelim, sırf böyle bir avantajımız olduğu için abarttığımız bir olay ayakta işemek.

0 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Kısa Kısa #51 (Twitter Special Edition)

Merhaba arkadaşlar. Açıkçası biraz üşengeçlikten biraz da twitter'ımı daha böyle meşhur etmek için twitter'da yazdığım beğenilen tweetleri buraya taşıyım diyorum. Çok kısa kısa olucak!

*İnternetten bir şey indirirken yükleme %99'a geldiğinde hepimiz inceden bilgisayarla ilgilenmiyormuş gibi yapmıyor muyuz?

*
Kızlar! Bonus saçlı erkek seviyorsunuz ama kol kılları uzunsa onlar da kıvır kıvır oluyor ve gerçekten çirkin duruyor. Üzgünüm haber veriyim

*
Emre Aydın'ın bu kadar mutsuz olmasının sebebini öğrendim. Otobüste meşrubat servisi yapılırken uyuyakalıp muavinin Emre'yi pas geçmesiymiş.

*
Serdar Ortaç, Demet Akalın ve Hande Yener şarkılarında boş anlarda arkada 'gerappa şekyobadi ihiyeeeoooyaa' diye bağıracak adam aranıyor.

*
Yaz ayının sevmediğim tek yönü etrafta binlerce koltuk altı görmemdir. Gerçekten çok çirkin bir görüntü.

*
beyler ! bardaki garson kızlar sizinle özel olarak ilgilenmiyor kendinizi kandırmayın. 'abi hesabı alırken gülümsedi' diye bişey duymıycam.

*
Ülkem genci kız arkadaşına sevgisini göstermek için nargile içip dumanından kalp yapar. Öyle de romantiktir.

*
Nasıl suyun 100derecede kaynaması doğanın değişmez bir kuralıysa, ıslakken kumlanan mayonun götten düşmesi de bir doğa kanunudur.

*
hepimiz birden polat alemdar'ı parmak arası terlikle düşünebilirsek zamanda bir kırılma yaratabiliriz.

*
tam öpmek için yeltendiğiniz kişinin 'ay hiç öpmiyim terliyim' demesi ile havada kalırken düşündüklerimiz söylesek rtük komple kapatır bizi.

*
Emo: tek gözü kalmış canavar.

*
Bence ergenekon iddianamesini anlamak 'kavak yelleri'ndeki sevgililik ilişkilerini anlamanın yanında çocuk oyuncağı kalır.

*
Girdiği kabın şeklini alan maddelere sıvı denir. O halde rakı sıvı değildir çünkü girdiği vücuda yeni şekil verir.

*
Michael jackson'ın askere gönderilme töreni: 'asker gidecek geri geri gelecek.'

*
Ezineden istanbula gidiş 35 tl, istanbuldan ezineye gidiş 43 tl. Ve izafiyet teorisinin 40.yılı kutlu olsun.

*
Asıl olay kafaya kitap koyup podyumda yürümek değil çok taşlı denizden düzgün yürüyerek çıkabilmektedir.

*
Tirbişon ile şarabı tek seferde açabildiğim gün bir ev erkeği olabilirim bence. Önemli bir ölçüt bu.

*
Muazzez ersoy'a nostalji albümü için öneri: yazlık evinde geçen seneden kalma sararmış gazete üzerine yazılacak bir şarkı.

*-abi ajda pekkan 65 yaşındaymiş + :-O (ve çığlık maskesi o gün doğmuştu)

Şimdilik bu kadar. Yakında yeni yazı ile aranızda olurum canlar. Görüşürüüğğz

2 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Kısa Kısa #50 (Tatil special edition)


Selamlar sıcaktan erimek üzere olan blog dostları. Nabersiniz? Şimdi diyeceksiniz ki 'ne naberi lan yavuşak, biz senin blogunu okumak için geliyoruz geliyoruz bi' bok yazmamış oluyosun, ne biçim iş bu'. Biliyorum bunları diyeniniz oluyor ama yaz okulu+arada kaçılan tatil beni bu hallere düşürdü. Yoksa biliyorsunuz yazılarımı aksatmayı hiç sevmem. Ayrıca yalanadan da hoşlanmam. Bunları hep bilin.

*Çok saçmalayarak bıraktığım giriş kısmına buradan devam edicem. Kah oradayım kah burada. Hop. Bloga biraz heyecan getirmek istiyorum açıkçası. Bu sıcak yaz günlerinde çekilir dert değil yoksa anlıyorum hepinizi.

*Neyse efendim ne diyorduk heh tatil falan. Ben şimdi ara sınav için dün 8 saatlik bir yolculuk yaptım. Az sonra otobüse binip bir 8 saatlik yolculuk daha yapıp yazlığa geri dönücem. Bendeki yazlık aşkı manyaklık boyutunda anlayacağınız.

*Dün bindiğim otobüste hani böyle kafamızın üstünde ışık, ses, serinlik tuşları ve aparatları oluyor ama tam da başımızın üzerinde olmuyor. Yani öndeki yolcunun başının arkasında ama sizin de önünüzde. Tam olarak ikinize de ait değil. Bir nevi yasak aşk. Aşk-ı Memnu. Hayır kendime göre ayarlıycam öndeki çirkef, ki genelde şehirlerarası otobüslerde öndeki kadın çirkef olur, laf edicek biliyorum. Sen diyecek benim diyecek kafamın üzerindeki lambalarımı diyecek nasıl kurcalarsın. Ben de bundan korktuğum için açıkçası elleyemiyorum onları. Ama dün azmettim, çok susamıştım çünkü. Muavini çağırmaya yarayan o kırmızı düğmeye tıkladım. Birden pasıl pasıl parlamaya başladı düğme. Ama nasıl yanıyor, sanki 'durdurun bu arabayı inicem ben' dercesine. Öyle bir kırmızı. Bekle babam bekle, gelen giden yok. Tam olarak ne kadar bekledim bilmiyorum ama eğer hidrojenimi oksijenimi alsam kendi suyumu bir şekilde yapabilirdim orada. Sonra mola yerine geldik, kendi suyumu kendim aldım.

*Sanıyorum toplam 1200 km'lik yoldan sonra dümdüz bir g.te sahip olacağım.

*Üstteki madde biraz erotik mi oldu? Yok yok olmadı dii mi?

*Öndeki yolcu dedim az evvel ondan bahsediyim birazcıkta. Öndeki yolcu dediğimiz canlı, genelde koltuğunu 175 derece'ye kadar yatırmak isteyen, kendisini evinde hissetmek için elinden geleni yapan, muavin düşmanı bir insandır. Gerekli desteği bulursa otobüsün içinde muavin & şöför ikilisine karşı bir örgütlenme sağlayarak istediklerini yaptırma potansiyeline sahip oluyor. Kessinlikle hiçbir şeyden mutlu olamayan öndeki yolcu sürekli bir şeylerden şikayet ederek diğer yolcuların da ağzına s.çmaktadır. Dün bana bunun arkadaki yolcu versiyonu denk geldi. Kadın yaklaşık 13 dakika hiç susmadan bir şeylerden şikayet etti. Bir otobüsün içinde nasıl bu kadar şikayet edilecek konu buldu tam olarak anlamasam da o hiç kullanılmayan kırmızı cam kırma çekici ilk kez bir işe yarayacaktı sanırım. Zor tuttum kendimi.

*Az sonra servise bineceğim, oradan Esenler otogara gideceğim. Oradan da 7 8 saatlik bir yoluluk yapacağım. Ama şu anda anladım ki bu maddeyi bir yere bağlayamayacağım.

*Bir de itiraf yapıyım giderayak. Benim blogu boşlamamın sebebi biraz da Twitter açıkçası. Oraya fazla ilgi göstermeye başladım. Ama tabii ki blog ilk göz ağrım. Benim mekanım. Ama yine de beni burada bulamazsanız arada şuraya da bakın. twitter.com/littleiv3

*Çok sıcak hiç öpmiyim.

4 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #39


*'ibiş misin olum sen kısa kısa'dan başka bişey yazmak bilmiyosun' şeklinde ters yaklaşımlarda bulunan herkesi elimin tersiyle itip geri kalan gerçek littleiv severlere kucak dolusu merhabalar. Nabersiniz?

*Benim cidden normal böyle kanlı canlı örsan diye tanıdığım oldu. Kendisi hepimiz gibi iki elli iki kollu burnu falan olan bir insan. Ama işte ismi Örsan (kafiyeye gel). İsmini söylerken bariz bir şekilde kusma isteği oluşuyor. Midesi kalkıyor insanın.

*Mide kalkması ne fena di mi? Yani olayın kendisi ayrı fena, Türkçe'ye girişi ayrı manyak.

*Ben şemsiye'ye şemşiye diyen insana önyargılı yaklaşırım kimse kusura bakmasın. Öyle. Belki biraz yanlış bir olay ama ben buyum. Beni böyle kabul edin.

*Taksim'de yağmur yağmaya başlayınca 4 saniyede falan orda biten şemsiyecileri çok seviyorum ben. 'bay bayan bay bayan' diyorlar mesela. İlginç bir satış stratejisi.

*Tırt mı gidiyor yazı bana mı öyle geliyor ha can okur? Onu di bağa.

*Eyvah eyvah'a gittim. Siz de gidin. Çok güzel film. Bir de Trakya insanı olup yazlık Çanakkale'de hatta tam olarak filmin çekildiği köyde olunca daha bir sıcak oluyor daha bir eğleniyor insan.

*Şimdi mesela bir ortamda iki kişi kavga etmeye tutuşuyor. Evet kavgaya tutuşmak diye bir deyim var güzel Türkçe'mde. Tam olarak nasıl ilerliyor anlamıyorum ama tutuşularak kavga ediliyor. Bu iki insanı da ortak olarak tanıyan biri varsa ve eğer kavganın olmaması gerektiğini düşünüyorsa o kavgayı ayırmak istiyor. Ama ayırmak isterken nasıl bir haşinlikse o, iki tarafı kendi haline bıraksa daha az hasar görürler yani. Adam bir haşin ayırıyor kavgayı böyle çeke çeke, vura kıra. Çok yanlış bir olay bu. Yapmayın.

*Deminki maddenin sonu 'bir yazının sonu nasıl olmamalıdır'a tek örnek olsun. Nesilden nesile aktarılsın.

*Resimde gördüğünüz çocuğu azuth'un friendfeed'inde gördüm. Ama ben hayatımda böyle tatlı bir şeye rastlamamıştım. Eşek sıpası seni. Kız blogu olma yolunca bir adım olsa bile paylaşmadan duramadım.

*Haydi kalın sağlıcakla.

12 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Hey Fellas


Böyle argo bir başlık ile tekrar buralara dönmekten bir nebzeolsun utansam da yine de 'kendi blogum lan severim de söverim de' diyerek karaktersizlik örneği sergileyerek merhabalarımı sunuyorum size sevgili okurlar.

Şimdi size şeyden bahsetmek istiyorum. Mmm. Şeyden. Ya ben konu bulamadım ya. Valla hiç hazırlanmadan da geldim yeni kayıt sayfasına. Kesin bişeyler yazarım nasıl olsa diyerek başladım ama hiç bişey gelmiyo aklıma. Tüm yazabilme kabiliyetimi kaybettim mi yoksa. Lan zaten bok gibi yazıyordun ne kabiliyetinden bahsediyorsun diyen olursa aranızda valla üzülürüm. İçime kapanırım hep. Sonra başkaları arkamdan 'ya aslında çok zekisüpermükemmel bir insan ama biraz asosyal, insan içine çıkamıyor, delilikle dahilik arasındaki o ince çizgide gidip geliyor' der buna inanıyorum.

Neyse efendim ne diyordum (buna da tavım ha, ne diyordum diyor bak. halbuki yukarı baksa ne yazdığını görecek ama işte konuşma tarzı yazdığı için arada böyle şeyler söylüyor falan, tüh senin kalıbına, tüh sana) konu bulamadım ben. Gerçekten çok talihsiz bir durum yazan bir kişi için bu. Yani dünya üzerinde milyarlarca olay oluyor durum var ve sen yazı konusu bulamıyorum vik vik diye geliyorsun. Ben sizin yerinizde olsam çok pis kınarım kendimi. Aslında konu var çok. Onları da kısa kısa diye yazıyorum ama böyle giderse tüm yazılar kısa kısa başlığında olucak, ondan da utanıyorum biraz. Uzun yazı yazmaya çok heveslendim bu aralar. Anket koydum ona oylar gelmiş. Anket kapansın sonuçları da koyucam buraya. Ona göre uzun yazılar yazabilirim, bakalım.

Ha bu arada fotoğrafa bittim. Bülent Ersoy'u kim kadın ve erkek tuvaletine koymayı aklına getirdiyse alnından öpüyorum. Ama böyle döşü kıllı bir erkekse elini de sıkabilirim, abartmaya gerek yok. Neyse bu da böyle bir geçiş yazısı olsun. Yakında tekrar görüşmek üzere.

10 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #2009'un en beğenilenleri

sizin yorumlarda beğendiğinizi belirttiğini kısa kısa maddeleriyle 2009 yılını kendi çapımda bi' özetliyim dedim. belki gözünüzden kaçanlar olmuştur. tekrar bi' güler eğleniliriz. ne dersiğiz güzel olmaz mı? buyrunuz efendim en beğenilenler..

*albert einstein, dilini çıkararak poz vermiş feci zeki bir abimiz. şimdi saygım sonsuz kendisine büyük adammış. ama o dil ne be abi. yakışıyor mu hiç albert. böyle bir çocuksu tavırlar bir çılgınım havaları. bilmiyorum ama hiç yakıştıramadım. atom bombasıyla enerjiyle oynayan adamsın ya!

*aralarında asal sayıları kıskanıyorum. bizi de aranıza alın lan.

*dünyada en çok korktuğum şey ece erken'in programına konuk olmak. çok korkunç gerçekten.

*petek dinçöz'ün foolish kazanova şarkısında vudıt miins diyebir kısım var yıllardır çözemedim. vudıt mins vudıt mins vudıt vudıt vudıt vudıt diye gidiyor. bir şifre mi acaba?

*geçen arkadaşımla telefondaki smileyler üzerine derin konuşmalara girmişiz. işte ne bileyim :-D kahkaha ise :) daha basit bir gülme falan. bu sırada ülkücler için smiley buldum ben. buradan littleiv.blogspot'u okuyan tüm ülkücü arkadaşlara geliyor işte sizin smileyiniz :-[ . nasıl? bence çok hoş eheh.

*hani şey olayı var ya (dur anlatıcam) abdullah gül var cumhurbaşkanı. işte bir kısım insanlar hükümetin amerika yanlısı tutumda olduğunu söylüyor (politikaya girmemek için götünü yırtmak). şimdi abdullah gül'ün de adının ilk 3 harfi abd ya. he o bağlantıyı bulan ilk insanın yaşadığı sevinç ne ilginçtir di mi? (hay allah cezanı versin bunu mu anlatıcaktın dediğinizi duyar gibiyim)

*geçen metrobüsteyim. çok ağır abi bindi bir durakta. ama normal ağır abi değil, çok ağır abi. yani böyle gözleriyle racon kesiyo falan o derece. metrobüs kalabalık biz sadece işte kafa boyun bölgesini görüyoruz, inceden de bizi kesiyo, marbury'le bi tırstık falan. sonra metrobüs bir durakta boşaldı. görmez olaydım. keşke orda kör olsaydım da görmeseydim o sahneyi. abinin elindeki poşetin üstünde cimcime yazıyodu ya. bildiğin cimcime.

*soru bankası nedir peki? neden banka? yani mesela daha önceden doğru cevap yatırıp artmasını bekleyebiliyo muyuz? ya da vadeli hesaba 30 türkçe 30 fen 1 sorusu falan yatırabiliyor muyuz? bunları hep soruyorum ben soru kitabına soru bankası adını bulan ilk insana. hayır ilk insana değil, 'soru bankası adını bulan ilk insan'a. zaten ilk insanın zamanında soru bankası olsa nolur, ne sorucaksın?

'cennetten kovulurken yediğiniz meyve hangisiydi?'

a) armut b) yılan c) elma d) yeşil elma(şaşırtmaçlı cevap)

gördüğümüz gibi son derece saçma oldu.

*günün birince adı oğulcan olan birinin cumhurbaşkanı olacağı fikri sizi de ürpertmiyor mu? yani düşünsenize, cumhurbaşkanı oğulcan osmanoğlu dışişleri ilişkilerini güçlendirmek için bugün almanya'yı ziyarete gitti. yani oğulcan'ı orada karşılamazlar bile ya. ya da karşılayıp eline bir oyuncak araba verebilirler. kötü fikirler hep bunlar. o yüzden çocuğumuza arada bir klasik isim koyalım, cumhurbaşkanlarını da onlardan seçeriz.

*kışın üzerimize giydiğimiz bir şey var. şimdi bunun isimleri konusunda ciddi sıkıntı çekiyoruz. ilk akla gelen manto var. gayet normal. sonra palto var çakması gibi. kaban var, daha soğuk havalarda giyiliyor sanki. gocuk var ne idüğü belirsiz. hangisi için hangisini kullanacağız tam şeyapamıyorum ben.

*kutsi'nin bir şarkısında 'sanane sanane sanane be' diye bir söz var. hangi kafa ile yazılmış bilemedim. be ne olm kutsi? yaş kaç lan?

*cibuti diye ülke var. ne bileyim buruk gibi biraz. yani,

-nerelisin?
+cibutiliyim abi.

bak doğal olarak abi diyor adam. neden? çünkü ezilmiş. cibuti cumhurbaşkanı olmak da kötü mesela. meclis bile yoktur. cbmm. cibuti büyük millet meclisi.

*pantolon telefonluğu diye bişey var. böyle kemere monte ediliyor. genelde 45 yaş üstü amcalar ve din kültürü ve ahlak bilgisi hocaları tarafından rağbet görmekte. nasıl ugg tikilerde modaysa bu pantolon telefonluğu da o amcalar için moda.

*barbaros bulvarından zincirlikuyuya giderken atv/sabah'ın orada bir tünel var. eğer otobüsle hızlı bir şekilde geçerseniz süper sallanıyorsunuz , çok güzel hoplatıyor. inanılmaz eğlenceli. evet hoplatılmaktan zevk alan bir insanım ve kendimden an itibaiyle tiksiniyorum.

*şöyle bir huyum var. örneğin birine çağrı atmam gerekiyo. ne bilim kontorüm azdır falan, insanlık hali hep olucak şeyler bunlar. neyse ne diyordum. heh, çağrı. çağrıyı attıktan sonra, normal olarak bu kişinin beni geri araması gerekiyor ya. işte ben bu anlarda feci geriliyorum. telefonu kullanamamamamanını mamını maykrofonşov. evet ne diyordum kullanamamaya başlıyorum. yani o karşımdaki kişi her an arayacakmışta ben de yanlışlıkla kapatmaya basacakmışım gibi. ne bilim ben bazen böyle ikilemlerde kalıyorum.

4 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #25

*merhabalar gönül dostları. böyle girsem ya bloga. samimiyetsiz gibi. siz gelmeseydiniz ben sizin bloglarınıza gelicektim valla falan desem. nasıl gidiyo işler güçler. hep aynı dediğinizi duyar gibiyim. e o halde ne bekliyoruz haydi başlayalım. (çok neşeli trt 2 programı sunucusu gibi oldum yeminle)

*şöyle bir huyum var. örneğin birine çağrı atmam gerekiyo. ne bilim kontorüm azdır falan, insanlık hali hep olucak şeyler bunlar. neyse ne diyordum. heh, çağrı. çağrıyı attıktan sonra, normal olarak bu kişinin beni geri araması gerekiyor ya. işte ben bu anlarda feci geriliyorum. telefonu kullanamamamamanını mamını maykrofonşov. evet ne diyordum kullanamamaya başlıyorum. yani o karşımdaki kişi her an arayacakmışta ben de yanlışlıkla kapatmaya basacakmışım gibi. ne bilim ben bazen böyle ikilemlerde kalıyorum.

*çağrı attıktan sonraki o telefonu kullanamama sürem uzarsa da bende bir sıkılganlık başgösteriyor. böyle bir kıpır kıpır kıpırdanıyorum. durduğum yerde duramama hali.

*telefonla ilgili bir diğer tedirginliğim ise şu şekilde. mesela birini arıyorum. e hep çağrı atıcak halim yok. arada kontorüm falan oluyor. 'dur lan bu sefer de ben arıyayım' diyorum. içimden öyle geliyor o an. neyse. getiriyorum ismini telefonumun ekranına basıyorum yeşil tuşa. o anda aradığım kişi şu anda telefonunu görmüyor oluyor ya. işte o anda kahır bela diyesim geliyor hep. çaldırıyorum çaldırıyorum açan yok. o anda kapatsam, karşı taraf ekranında '1 cevapsız arama' şeysini görücek. bir bakıcak littleiv. dicek ya bu herif te dicek nasıl beleşçi bir insan dicek. yapıcak ben biliyorum. heh işte sırf bu olmasın diye hemen kapatıp bir kez daha arıyorum. gören desin ki 'aa litleiv beni 2 kez aramış (çaldırmamış) hemen geri döneyim'. böyle de psikopathuylarım yok değil.

*gerginliklerde başladık devam edelim. eğer ki ben birisiyle öpüşüceksem, normal bildiğin yanaktan, önce ne taraftan öpeceğim konusunda fena şekilde sıkılıyorum. yani acaba önce sağ yanağa mı hamle yapsam yohusa sol yanağa mı hamle yapsam bilemiyorum. eğer ki sağ yanağa hamle yaparsam karşımdaki de benim sağ yanağıma hamle yaparsa ikimizde sağ tarafa doğru gidiyoruz ve iğrenç bir sahne yaşanıyor. çok üzüyor bunlar beni. ömrümden ömür gidiyor hep. varsa bunun bir görgü kuralı, bir bilen nolur bana da söylesin.

*yakası kalkık tişört diye bişey var. daha doğrusu tişörtün yakasını kaldırmak diye bişey var yani kendiliğinden kalkık yakalı tişört satmıyolar. neyse efendim bu şekilde tişört giyen birini gödüğümde feci özeniyorum. çünkü çok hoş duruyor bu atraksiyon. hayır yanlış anlamayın giyen erkeğe hoş demedim, yani ben de yapsam bende de güzel durur mu acaba fikri beliriyor kafada. ancak işleme koyulunca gerek çevedeki pis arkadaşların geçtiği dalgalar gerek tişörtün dandikliği tüm karizmayı yerle yeksan ediyor. yerle yeksan'ı kullandığım için sevineyim mi yoksa yakası kalkık tişört giyemediğim için üzüleyim mi bilemedim. çeşitli duyguları aynı anda yaşıyorum şu an.

*pantolon telefonluğu diye bişey var. böyle kemere monte ediliyor. genelde 45 yaş üstü amcalar ve din kültürü ve ahlak bilgisi hocaları tarafından rağbet görmekte. nasıl ugg tikilerde modaysa bu pantolon telefonluğu da o amcalar için moda.

*saç ektirmek denilen bir olay var. keller için mucize çözüm adı altında bir eksiklerini gizleme, ne bileyim bir daha yakışıklı görünme çabası. halbuki sırf saçla olan bişey değil ki. kaldı ki kelden hoşlananan kadınlara yönelseler daha çok işlerine yarar. neyse. bu abilerin saç ekiminden önce ve sonra şeklinde iki fotoğrafını çekiyorlar genelde. işte saç ekiminden önce mutsuz üzgün ve kel, sonra ise hayattan zevk alan, saçlı ve mutlu kişiler oluyorlar. şimdi bu abilerden birini görüyoruz.


evet gördüğümüz üzere, ilk fotoğrafta kelliğinden utanan, başını yerden kaldırmayan adeta bu hayattan çekip gitmek isteyen bir insanı görüyoruz. ancak ikinci fotoğrafta bambaşka bir insan. 32 diş ile gülüyor. gamzeler falan oluşmuş. adeta tüm dünya onun. işte bir saç neleri değiştiriyor görüyoruz.

*görüşürüz yine bir blog sayfasında ya da bir sonbahar yaprağında..kim bilir.. (romantik gibi)

10 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #16


*naber sevgili okur. her gün kısa kısa yazıcam galiba. ne bileyim böyle hoşuma gidiyo. her gördüğüm şeyden yazıcak bir kısım çıkartıyorum. deliye bağladım iyice. az önce kafes futbolu oynadık. bir çalımlar bir bilek haraketleri aman aman. pis yoruldum ama. yine de yendim oda arkadaşlarımı. buradan onlara el sallıyorum murat samet nası yendim ama :) (adamlar yanımda teşekkür ettiler)

*otobüste bazen feci geriliyorum hemen sebebini anlatıyım. şimdi koridor tarafında otururken cam tarafında seyahat eden yolcunun nerede ineceğini bilememek sizde de bir tedirginlik yaratmıyor mu? sadece ben mi deliyim lan yoksa. böyle sürekli diken üstünde gidiyorum. sanki adam her an inebilirmiş falan gibi. ne bileyim garibim ben biraz. üzerime gelmeyin.

*'her şakada bir gerçeklik payı vardır' bu lafı bulan kimse versinler bana. kapatıyım güneş almayan bir odaya sabah öğlen akşam üç posta ıslak meşe odunu ile beline girişiyim. abi bu nasıl saçma bir laftır. ben gönlümce sıfır beyin desteğiyle ağzımdan köpükler çıkartarak (evet ben bazen gülerken ağzımdan köpük çıkartıyorum) gülmek şakalar yapmak istiyorum. sen niye bana pislik çıkartıyosun ki. yok gerçeklik payı falan. gompile şaka.

*diş fırçalarken şu olur mu size. böyle dişlerinizi yeterince fırçaladığınızı düşünüp suyu açıp ağzınızı yıkamak isterken birden aslında dişlerinizi tam olarak fırçalamadığınızı farkedip suyu tekrar kapatmak. bence bu dünyadaki en üzücü şeyler listesinde ilk 3'e rahatlıkla oynar.

*kurt cobainca köpeğin maskarası olurmuş.

*babaların arabayla tatile ya da uzun yola çıkmadan önce söledikleri belli laflar vardır bilirsiniz. bunlardan benim en sevdiğim 'bak işlerinizi halledin yolda durmıycam'dır. benim fikrim bu. saçma oldu ama öyle.

*dünyadaki en büyük korkularımdan birisi halaydan atılmaktır sevgili okurlar. tam halayın en heyecanlı en ateşli yerinde biri gelir de sen artık bu halayda değilsin çık diyecek diye ödüm kopuyor.

*geçen gün atatürk otosanayi metrosuna bindim. zaten sessiz sedasız gidiyoruz. son durağa geldik. kapıya yaklaştım. tam bu sırada 50'li yaşlarda bir amca yaklaştı yanıma. hatta böyle hoplaya zıplaya geldi. 'ne güzel gidiyoduk yaa' dedi. hey allaam bütün manyaklarda beni buluyor arakadaş.

3 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #15

*selam sevgili okur naber. yarın istanbul'un kurtuluşu içimde tarifsiz bir heyecan var. eheh yok lan banane, okul tatil olmadıktan sonra beni hiç ilgilendirmez. bir asker kıyafeti giyip yürümedikten sonra, şehrin prensesini kurtarmadıktan sonra yaşadığım şehir kurtulsa nolur olm.

*mango'da erkek olmak diye kitap yazıcam sanırım. yemin ederim milyonların hislerine tercüman olurum parayı da kaldırırım. nobelleri leblebi gibi toplarım.

mango'da erkek olmak yanlızlıktır en başta. zilyon tane kadının ve teyzenin arasında tek başına kalmaktır. bir sürü bayan ordan oraya delicesine ve tamamen bilinçsizce ama inanılmaz bir düzende koşuştururken siz olanları büyük bir şaşkınlıkla izlersiniz. zaten olayın içine giremeden kenardan izlemek zorundasınızdır. yoksa sizi de içine alır o keşmekeş. yanlızlıktır mango'da erkek olmak. yanlızlık..

evet 3 noktalarla, keşmekeşlerle ne biliyim devrik cümlelerle bu yazıyı kotarıp nobele aday olmayı düşünüyorum. bence olabilir, neden olmasın.

*içine ala ala ne hale düştün tuta tuta çatlayacaksın be adam diye şarkı var ya. nasıl adam nasıl bir olay anlamak mümkün değil.

*sorarım size sevgili blog okuyucuları ilkokulda harita odasına harita almak için yollanmak kadar bir çocuğu gerebilecek bir olay var mıdır acaba?

adeta bir alfred hitchcock adeta bir david lynch filmi gibi gelirdi bana bu aktivite. ders sırasında 'littleiiiv koş bakalım türkiye fiziki haritasını getir' diyen bir hoca kadar korkunç bir şey var mıdır a canlar sorarım size. harita odasına gidene kadar fizikiyi akılda tutmak. o örümcek ağlı karanlık odaya girince hangisinin fiziki harita olduğunu bulmak desem ne dersiniz. hepsi benim çocukluğumu etkiledi. yoksa ben şimdi amerikada oxford'taydım. bilemedin ucla. yu si el ey diye okunuyor. ukla değil yani. lütfen, onu da şeyapalım.

*sinan çetin'le fenomen denilen dandik ilüzyon yarışmasında bir kez daha farkettiğim bir olay var. bu ilüzyonistler net ve tane tane konuşuyor. bu kişiler yapacağı olayları eveeeet şimdiiii buuuu makasıııı alllııııpp burayaaaaa koyuyyooorruuuaaam diye anlatmaktadır. hayır bizi gerizekalı falan zannediyorlar heralde. normal konuşsana lan. bak sinirlendim aniden.

*fotoğraf çekmeye çalışırken telefonun video modunda olduğunu farketmek. üzüntü buralarda bence. ne bilim ben üzülüyorum.

*hoşuma giden minik bir sapıklığım var paylaşıyım sizinle. korkmayın ama öyle çok sapıkça değil (dinle bir ya hemen ne bıdı bıdı). şimdi bu esenler otogarında yazıhane (ya da yazhane de olabilir emin değilim. hastane falan gibi de değil ki bu yazane desem iyice sıçık) dediğimiz mekanlar yanyana durmakta. bir taraftan yürümeye başlayınca dışarıdaki simsarlar sırayla sana yaklaşıp 'nereye abi nereye abi' diye soruyorlar. heh işte benim sapıklık bu anda ortaya çıkıyor. bu abilere cevap vermeyerek onları deli ediyorum kendimce. inanılmaz bir haz duyuyorum onlara cevap vermemekte. ilginç. büyük bir manyak olduğum konusunda bazen derin şüphelere düşüyorum.

*ben kaçar sevgili okur. sevgilerimle.

2 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #14

*selam sevgili okur. naber ne yaptın. hava yağmurlu istanbul'da, botlarımı getirmemiştim ben daha ya. ne yağmuru hemen. haftaya başlasın hadi. canım kısa kısa yazmak istedi. taslaklarda çok mesaj birikti biraz boşaltıyım. başlıyoreeee (tiki kız blogu gibin)

*metrodan inerken kapının hizasında durup binmeye çalışanlara pis omuz atıyorum. önce inenlere yol vericeksiniz arkadaş. böyle omuzlarımı şişire şişire iniyorum binmeye çalışanlara çakıyorum omuzu. bir kere de biri çıkıp 'pişt bilader yavaş olsana' demedi arkadaş. dese tepkim 'hey dostum burası türkiye, önce metrodan inenlere yol vericeksin. yoksa o koca kıçını tekmelerim' olur. dayak yeme olasılığımı arttırırım muhtemelen.

*bayındırlık ve iskan bakanlığı diye bakanlık var. bence bakanlıklar arasında en tırtı kendisi.

-ne bakanısın
+bayındırlık ve iskan bakanıyım
-peki ya gözlerin niye doldu
+hiç toz kaçt..toz kaçt.. böhühühühühü

lütfen bayındırlık ve iskan bakanlarına daha nazik yaklaşalım onu da en az bir içişleri en az bir kültür ve turizm bakanları kadar koruyup kollayalım. benim fikrim bu yönde.

*'ne diyoon lan sen sibooooooop' şakasına güldüğümüz günler vardı. güzel günlerdi. özlüyorum bazen.

*libya bayrağını bilenlerini vardır belki. düz yeşil bayrak. abicim bu nasıl bir kolaya kaçmadır ya. olm ülke kurmuşsun, tam bilmiyorum ama öyle hadi ülke kuralım diyerek olmayacak bir şey. mutlaka bir takım savaş olaylarına girmişsin. başkent seçmeler cumhurbaşkanı ya da kral bulmalar. meşakkatli işler. bu sırada bir de ülkenin bakınca tüylerinin diken diken olacağı içinin gururla dolacağı bir bayrağı olması lazım. o da ne! düz yeşil bayrak. yazık sizin libyalılığınıza be.
evet libyalılık. bu kadar kolaya kaçılmamalı bence.
efsanevi libya bayrağı

*lansman kelimesinin anlamını sorsan bana bir iki ık mık ederim az buçuk açıklarım belki ya da açıklayamam tam emin olamadım şimdi, ama kullanmaktan aşırı bir haz duyuyorum. lansman..lansman. bakın kulağa ne kadar hoş geliyor. olur olmadık yerlerde kullanarak rezil olabiliyorum ama lasnman'ın bana verdiği haz başka bir kelimede yok. seviyorum lansmanı.

*dikkat ettim ben, genelde dikkat ederim çünkü o yapıda bir insanım. blog falan okurken mesela parantez içindeki kısmı çok daha hızlı şekilde okuyorum. hızlı ve azcık daha sessiz böyle. sanki orası öyle okunsun gibi yazılmış gibi geliyor bana. 2 tane gibiyi üstüste kullanarak çok çirkin bir görüntü sergilemiş olsam da başka türlü bu anlamı yakalayamadım nedense. güzel türkçe'miz. farkettim de ilk gibi yerine diye desem daha güzel olucak. ama ben napıyorum silmeyip böyle hepsini yazıyorum bloga. son derece şeffaf blog. littleiv blogspot. littleiv blogspot. blogda bir numara. littleiv. eheh

*hadi yeter bu kadar şimdilik. blog yazmaktan ciddi ciddi zevk almaya başladım çünkü takip ediliyorum biraz biraz. çok hoş bir duygu. pohpohlanmayı seven bir yapım olduğundan her yorum, oy beni gaza getiriyor. tam gaz devam. görüşürüz ahali. sevgilerimle.

4 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #13


ginger'dan düşen bush

*selam sevgili okur. yurda geldim maç falan izledim. bünye fitbola açtı doyurdum. yazı yazayım dedim. seviyorum lan bu kısa kısa formatını. ne bileyim aklıma bişey geldikçe telefonun taslak kısmına kaydediyorum sonra size yazıyorum. gülüyosanız eğer ne mutlu bana. 28. izleyici oldu. 50. izleyiciye ödül vermeyi planlıyorum. valla. neyse hadi başlayayım.

*gergin anda espri yapan adama acıyorum ya. onun işi çok zor. tam ne yapacağını bilmemekle beraber ortamı sakinleştirmeye çalışıyor. ama zılgıtı yemesi de çok muhtemel. yapmasa daha iyi gibi.

*-çim adam söylee çim adaaam, vefaaasız olanı çim adaaam.

*büyük para bozdururken ne aldığınızın öneminin kalmadığını farkediyor musunuz? mesela 50 lira bozdurucaksınız. o sırada aldığınız 4 liralık şey gereksiz olsa bile size koymuyor. ama cepte 5 lira varken o 4 lirayı vermek çok zor. evet sanırım minik hesapların adamıyım. ama aranızda benim gibi düşünenler olabilir.

*ginger diye bir alet var biliyorsunuz. beyle 2 tekerli. vicudunuzu ileri verince gidiyor, geri çekince duruyor falan. bunu yüzyılın aracı diye tanıttılar. ama çok pis patladı sanırım. yalan oldu yani. bostancı sahilindeki polislerden başka kullanan pek görmedim. onlarda da feci komik duruyor zaten. polisle ginger ne alaka ya.

*-vaaak vaaak vaaaak vaaak güzel bir gün ördek için (teoman ördekoğlu)

*hafif metro diye bişey var istanbul'da. aksaray metrosu. isimde kaybediyor abi bi kere. hafif metro ne. kolpa gibi. yani yer altından gitmiyor diye niye hafif demişler ki metroya. hafifmeşrep metro.

*isim şehir oyununda n harfi ile hayvan bulamayanlara dev hizmet: narkotik köpeği.

*her şakada bir gerçeklik payı vardır kadar saçma bir fikir yok bence. abi adı üstünde şaka yani tamamen şaka. gerçeklik falan yok. ben niye geriliyorum lan sizin saçma düşünceleriniz yüzünden. gönlümce şaka yapmak istiyorum, bu pisler yüzünden yapamıyorum. pisler.

*kadınlara buradan bir çağrım var. sevgili bayanlar, lütfen nolur rica ediyorum koşmayın! evet koşmayın. kadınlar koşunca çok kötü görüntüler oluşuyor bence. yürüyün durun ama koşmayın. yetişmeyin o otobüse ama koşmayın. lütfen.

*sevgilerimle.

6 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #12


evet, vudıt miins.

*selamlar sevgili okur. yeni post atmama rağmen canım feci şekilde kısa kısa yazmak istedi. yazayım di mi? bence de ya. hadi başlıyorum.

* ferhat göçer şarkı söylerken kulağında bir kulaklık oluyor. oradan ne müzik veriyorlar çok merak edioyorum cidden. ne bilim şarkıyı mı sufle veriyorlar yoksa başka şarkı mı dinliyor psikopat gibi. çok merak ediyorum ne olaylar dönüyor orada . ölmeden öğrenmek istiyorum. lütfen ferhat açıkla bunu sevindir beni.

* fermuarın alttan açılması kadar kötü bişey var mıdır sizce? bence çok yok. beyle alttan açılır fermuar üstten de açıktır. iğrenç bir görüntü olmasının yanı sıra kurtulması zor da bir durum.

* fillerin seks hayatı nasıldır acaba diye düşünen okurlarımıza geliyor? (gerçekten var mı lan düşünen)

neyse efendim fil dediğimiz bu devasa hayvanlar da çoğalıyorlar. bölünerek değil tabii bildiğin normal memeliler gibi. tabi şekil itibariyle biraz zor sanırım. işin ilginci bu olay sadece 13 saniye sürmekteymiş. (aramızda bu süreyi yeterli bulacak olanlar olabilir, sizi de seviyoruz, olduğunuz gibi kabul ediyoruz).

* fiske deyince benim aklıma birine arkadan sessizce yaklaşıp orta parmak ile kulağın ucuna hızlıca vurmak geliyor.

* petek dinçöz'ün foolish kazanova şarkısında vudıt miins diyebir kısım var yıllardır çözemedim. vudıt mins vudıt mins vudıt vudıt vudıt vudıt diye gidiyor. bir şifre mi acaba?

* fotoğraf çekemeyen japon = tüküremeyen lama

* son olarak kişisel bir zevkle bitireyim. dünyada insana yakışan en güzel aksesuvar bel gamzesidir. bunu bilir bunu söylerim.

*hadi kalın sağlıcakla.

5 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #11 (facebook special edition)

*selamlar sevgili okurlar. özlediniz mi beni? ben sizi çok özledim. valla.

*facebook çok güzel bir yer. ilk girenlerden biriyim ve bununla övünüyorum dostum. noldu bi' sorun mu var?

*ingilizce kullanımdan türkçe'ye geçince değişik anlar yaşatabiliyor size facebook.

'okşan pokemongil'in artık bir ilişkisi yok' yazıyor mesela. feci korktum.

*her yeri arayüze geçtiğinde 'bu ne yeaaa', 'bok gibi olmuş yeaaa' diyenleri bir odaya toplayıp ıslak odun vasıtasıyla bellerine çalışmak istiyorum.

*feci hafızaları olan insanlara sahip bir oluşum facebook. ilkokul arkadaşım olduğunu idda eden biri inanmamam üzerine eski evimizin tüm ayrıntılarını sayarak beni dumurlardan dumurlara sürüklemiştir.

*meet new people denen insanları kaynaştırma amaçlı aplikasyonunda şöyle bir şeye rastlayarak dumur olduğum site. türk erkeğinin kendine güvenini de buradan anlayabiliriz.

şöyle ki isteyen insanlar istediğinin sayfasına bişeyler yazabiliyormuş. gezerken dilşad isimli birinin altında şöyle bir yorum vardı.

dilşad ne güzel isim azdırıyor insanı dilat gibi falan :)

lan bu ne. bu cümleyle mi tavlayacağını düşünüyorsun kızı. hey allam ne manyaklar var.

*kısa oldu ama olsun. kıyamam o yorum yaparken yorulan parmaklarınıza :) hadi bay.

6 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #10

bence çok korkunç

* yazmıycam dedim ama dayanamadım hasretinize. naber?

*sınıfta sessizce espri yaptıktan sonra birden herkesin kahkaha atmaya başladığı oldu mu hiç size? bana hep oluyor lan. düşünüorum çok sesim de çıkmadı nasıl duydular deyü. ama bi yandan da başkasına güldüler heralde diyorum. kafam çok karışıyor bu anlarda.

*sadece benim babam mı msn'de büyük harflerle konuşuyor. aynı zamanda tüm noktalama işaretlerini kullanması ve 'naber olum' yerine 'NE HABER OĞLUM' yazması beni ciddi anlamda tırsıtıyor. evet tırsıtmak.

*dünyada en çok korktuğum şey ece erken'in programına konuk olmak. çok korkunç gerçekten.

*siz daha ilk sınav kağıdına dokunmamışken ikinic kağıdı isteyen o kızı dövmek istemiyor musunuz? bence hepimizi istiyoruz. üstelik oldukça kalabalığız bence.

*besut diye insan var. bildiğin adı besut. adın ne deyince besut diye cevap veriyor. nefes falan alıyor, yemek yiyor. bence gerçekten çok ilginç.

*üniversitede güz dönemi var mesela. daha komik isim bulamadılar mı acaba. ne bileyim. güz ne yani. üzülüyor insan.

*bence dünyadaki en iyi insanlardan biri belki de birincisi şehirlerarası otobüste kucakta giden çocuğa kek veren muavindir. evet benim fikrim bu.

*öperim.

8 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #9 (halay special edition)


*düğün sonrası eve dönme de sağlam bir ritüeldir benim gözümde. düğünün bitmesinin akabinde arabaya gidilir. iki çocuksa arkada kimin uzanıp uyuyacağı kavgası çıkar. sonra anne arkaya geçer, büyük çocuk önde uyur. çok tatlıdır o uyku. hç bitsin istemezsiniz. evin önüne geldiğinizde kendiliğinden uyanırsınız. o mahmurlukla eve girilir. yatak soğuktur, ama güzeldir o tatlı yorgunluk.

*düğünden insan manzaraları: halay çekerken çocukları ezen coşmuş düğün insanı: genelde hepimizin düğünlerde gördüğü tiplerdir. normal oyun havaları veya diğer tarz müziklerde sessiz sessiz oturan adamlar halay müziği çalmaya başladığında içindeki çocuğu ortaya çıkarırlar. yavaştan sahneye doğru ilerlerler. önce ağır ağır halaya ritmik hareketlerle uyarlar. sonrasında müzik hızlanınca içlerindeki halaycı ruh ortaya çıkar. ayaklarını sallaya sallaya depar halinde halay çekmeye başlarlar. etraf umurlarında bile değildir. o an tek düşündükleri halaydır. öyle ki etrafta çocuk mu varmış ayağının altına mı girmiş umrunda bile olmaz. bu kişilerin halayları sonrasında düğünde ordan oraya koşuşturan çocuk sayısında önemli miktarda azalma olur.

*düğünden insan manzaraları: kovalamaca oynayan çocuklar: öyle amaçsız şekilde koşuştururlar. yorulurlar. terden sırılsıklam olunca masaların üzerine serpiştirilirler.

*düğünden insan manzaraları: havaya para saçan adam: karizmasını yediğim ya. ulan br gün şunu yaparsam yemin ederim egodan yanıma yaklaşılmaz. ciddi ciddi maddesel bişey olur egom. böyle çevremde kalkan gibi olur. alıcan eline 1 liraları, 1 dolar olursa daha artistik olur. böyle tomarı eline alıp tıptıptıptıp deyü paraları havaya saçmak istiyorum. çocuklar toplasın sonra yerden. biz az toplamadık zamanında.

*minik üzüntü: halayın ortadan kopması. geride kalanların ne yapıcağını bilememesi.

*büyük üzüntü: halayın en sonundaki büyük olmak. halayda çocuklarla teması sağlayan insan olmak. üzüntü budur işte. ne saygınlık ne bişey.

*halaya halaybaşı olarak katılma sırasında halaydan bir 10 15 metre uzakta bekleyip kendi kendine halaya uymaya çalışmak. ne biliyim çok karizmatik değil mi?

*halayın içe kıvrılması da çok değişik bir olay. doğal bir seleksiyon gibi adeta. içteki halayın dıştakini bastırma arzusu. hayatın gerçekliğini burada bulabiliriz.

*düğünden insan manzaraları: halay başı: önce sakin sakin halayın ortasında yer alır. ağır hareketlerle rölantide takılır. ritmin hızlanması ile ilginç hareketlerle halayın koşu yoluna doğru gider. eski halay başına acır gözlerle bakarak mendili elinden alır. ve ortaya halay çekerken çocukları ezen coşmuş düğün insanı çıkar. kendini kaybetmiştir artık. etraftan gelen yeni halaya başlarını berataraf eder. liderdir o. bütün düğünün fenomenidir. müzik aşırı hızlanınca halaydan kopanlara üzülür. son nefer olarak kalsa bile yılmayacaktır. müziğin yavaşlaması ile elleri kolları sallar. savaş kazanmış muzaffer komutan edasıyla yerine geçer.

büyük üzüntü: halaya ayak uyduramayan insanın yanında olmak: allah belasını versin o durumun. herkes çok güzel ileri geri bir sağa bir sola halayını çekeren bir tane kendini bilmez dengesiz halay insanı halaya ayak uyduramaz. herkes sağa giderken o sola gider falan. o pek etkilenmez bundan zaten bilmiyordur halayı. asıl sorun yanındakilerdedir. bu dengesiz sizi sürekli ters tarafa çeker. ayağınıza basar. gayette mutludur. ama siz. ah siz. adeta hayatta kabir azabı yaşarsınız. bitsin istersiniz. bakarak öğrenmesini istersiniz olmaz. pis bir durumdur. lütfen herkes halay çekmeyi öğrensin. lütfen. çok kötüyüm lan.

5 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #8

* bazen kendimi kokakola reklamındaki buz seslerini çıkartmaya çalışırken buluyorum. ama olmuyor. çünkü neden? bizim evdeki buz kalıpları eski. böyle bir tanesi kafam kadar buz yapıyor buzluk. yani bir bardağa en fazla bir buz sığıyor. hatta bazı bardaklara sığmıyor bile. çok ilginç.

* menejerlik oynayarak tutulan orucun kabul olunmadığı konusunda değişik şeyler duydum. nihat hatipoğlu gözleri yaşlı sesi yankılı şekilde olaya bir açıklık getirirse çok sevinirim. nihat hatipoğlunun littleiv.blogspot'u okuması ihtimalini yaşadım az önce tüylerim ürperdi. küfür falan ediyoruz lan ayıptır.

* benim için modern ev dışarı ayakkabısıyla içeride gezilebilen evdir. o kadar da sığ bir insanım.

* 'dibini görmeyen sevdiğini görmesin' ne güzel bir iddialaşma lafıdır yareppim. fikrin orjinalliği ayrı güzel, sevilen kişi için sevdiği lafının kullanılması ayrı güzel.

* ingilicede en sevdiğim kelime açık ara farkla 'dilemma'dır. bu kadar mı güzel fonetiği olan bir kelime olur ya. (-vay fonetik diyosun? +e heralde)

* simit yedikten sonra dişte sıkışan susamın tekrar piyasaya çıkıp yenmesi kadar güzel bişey yok bence dünyada. evet küçük bir dünyam var, neyapayım.

*aramızda hala veyahut kelimesini kullanan insanlar varsa onlara iyi davranalım. soyları tükeniyor çünkü.

*öptüm gözlerinizden.

3 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #7


* çocuk dövmesi diye bişey var. 4-10 yaş arası çocukluğun vazgeçilmezidir bu dövmeler. bilimum sakız cips çikolata tarzı yiyeceklerden çıkan bu abidik gubidik dövmeler bir dönemin karizmatiklik anlayışını bitirmiştir. iğrenç şekillerden oluşması ile kız çocuklarını etkilemeye çalışan gençlik sürekli başarısızlıkla karşılaşmıştır. üstelik bir kola 4 5 tane yağıştırılıp 3 4 gün içinde dökülmektedir.ayrıca fazla ilgi çekmek isteyenler alın yanak gibi bölgelere de yapıştırabilmektedirler.

* buruk sevinç: çok çalıştığın sınavda nereden başlayacağına şaşırmak.

* 'dağlarım deldim tek başıma' şarkısını ferhat'n şirin için yazdığını biliyor muydunuz?(trt2 mode on)

* kıvanç tatlıtığ'un kötü bir oyuncu olduğunu sadece ben mi farkediyorum (herif yakışıklı diye nasıl bok atacağını şaşırmak)

* demet akalın şarkılarında eski sevgililerinden kazık yiyen kızlar sürekli işaret parmakları havada ileri geri sallayarak dans etmek zorunda mı? var mı böyle bir madde anayasada. bence olabilir bir araştıralım.

* deniz baykal, hugo'nun tolga abisi ve burak kut'un ölümsüzlük iksirini bulup sadece birbirlerine söylediği konusunda ciddi şüphelerim var

* denklemde x=x bulunca çok üzülüyorsunuz değil mi? bence öyle.

* 'biraz kestiriyim kalkıp çalışırım' hangimiz bu yalanı kendimize söylemedi ki zamanında.

* deterjan reklamı yazarı olmak: genelde ortamda elinde kireçlenmiş rezistansla takılan bir mavi tulumlu bir usta bulunur. ev hanımı denilen şahsa bağırır çağırır ne biçim insansın lan kalgon kullansana şeklinde. kadın da gayet üzgün şekilde ellerim kırılaydı da başka toz kullanmasaydım der. sonra hadi bakalım tamam üzülme al bu kalgonu kulan der mutlu şekilde biter reklam.

4 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #6



*cep telefonunu göt cebine koymak kadar saçma bir eylem görmedim ben hayatımda. hayır ne güzel gözüküyor, ne kullanışlı. oturmaya kalksan hiç hoş olmıycak sonuçlar doğar mazallah.

*cesaret nedir diye sorsanız, denize hızlı girebilmektir derim. benim için öyle. cesur insan denize tereddütsüz giren insandır. aşırı özeniyorum.

*peki ya çıkma teklif etmenin bilinçaltında girme teklif etmek yatıyor desem.

-aaaaa
+aaa tabi.

*kahve dünyasındaki beyaz kaplı kahve çekirdeklerinden getirseniz önüme bir kova yerim. öyle çok seviyorum kerataları. hatta kahve dünyasına sırf onlar için gidiyorum desem çok abartmış olmam. biraz abartmış olurum

*yevmiye'ye yövmiye diyen insanları toplayıp lunaparka gitmek istiyorum. gönlümüzce eğlenelim diye.

*hiç bir zaman coca-cola reklamındaki buz sesleri tınısını yakalayamadım. özeniyorum öözeniyorum olmuyo anasını satiim.

*çocuğunu ağlatan eşyaları döven anne diye bir şey var güzel ülkemde anlatıyım. oyun oynarken, otururken, koşarken çeşitli sebeplerle çeşitli eşyalar yüzünden düşen ağlayan bir çocuk var elimizde. koltuktan düşersin sandalyeyle yuvarlanırsın. annnöööeeeeaaaaa diye ağlama efektinin ardından gelen anne noldu oğluma diye sorar. ühüühüü ühühü koltuktan düştüüüm cevabını alan anne hemen harekete geçer. bu mu düşürdü oğlumu bu mu ağlattı naa sana pis koltuk na sana deyü dövmeye başlar koltuğu. bunu gören salak çocuk da ehe mehe diye mutlu olur.

sevgilerimle.

6 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #5



*şu dünyada 'hocam blok yapalım erken çıkarız' kadar pratik sevecen akılcı bir yaklaşım var mıdır ey okur sorarım sana.

*boşta kalan topa hepimiz biraz üzülmüyor muyuz? bence üzülüyoruz (çok alpay erdemvari oldu lan bu?!)

*bozulan eşyayı vurarak düzeltmek diye bişey sadece türkiye'de var sanırım. şahsen ben, monitörümün içindeki ana tel kopmuş olmasına rağmen terlikle döve döve 1 ay boyunca çalıştırdım aleti. yani tel kopuk, ben terlikle yanına vuruyorum temas sağlanıyor ve tekrar açılıyor monitör. sonra yorgun düşüp bilgisayarcıya götürdük adam 'bu monitör çalışmaz ki, nasıl çalıştırıyordunuz bunu dedi'. diyemedim ki terlikle terbiye ettim ben onu diye.

*bu kareler güldürüyor diye bişey var, hürriyet milliyet gibi gazetelerin sitelerinde. bildiğin erotik resimleri millet gülüyormuş gibi yayınlıyorlar. bi de güldürüyor yazmış. erotiği görünce yüzlerine yerleşen gevrek bi gülümse var ondan mı bahsediyorlar acaba.

*bülent ersoy'u bebek taklidi yaparken gördüm ya şu ahir ömrümde hiçbişeyden korkmam artık.

*peki ya burak kut'un yaşlanmazlık iksini bulma ihtimali size de çok yakın gelmiyor mu?

*'hocam sınav nasıl zor mu?' sorusuna 'çalışana kolay' diye cevap veren hocaları toplayıp üzerlerinde çeşitli işkence aletlerin denemek istiyorum.

*eskiden padişah çocukları kardeşlerini nasıl boğdurtuyordu lan. 8 yaşında çocuğun aklına inanıp 7 yaşındaki çocuğu boğan psikopatlar mı vardı eskiden. çözemedim valla.

*en gerildiğim anlardan biri otobüste muavinin 'çay kahve meşrubat?' sorusudur. hangisini alacağına bir türlü karar veremezsin.çay kahve uğraşmalı sıcak su şeker falan kola en ideali, ama kekle beraber çay gider napsam bilemiyorum düşünceleri arasında yaklaşan muavine çaaay kahv kola fanta var mı ya da çay ver abi yeaa şeklinde bir cümle sonunda çay çay şeklinde cevaplanır.

*adı süreyya olan erkekten inceden çekinirim.

4 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #4


*-bana sadece iş arkadaşlarım memoli der. özlemişim lan ehehe

*geçen annemle yaşadığımız diyalog. saatin 1.30 olmasını dikkate alın lütfen.

-anne tatlı bişey var mı?
+baklava var veriyim mi?
-ya yok baklava istemiyorum
+ama çok şık baklava

*atletine yazı yazdırıp gol atamayan futbolcu. seni seviyoruz.

*muhabbete hiçbir şey demeden 'ee sonra?' diye giren adamdan inceden çekinirim.

*eğer almak istediğim giysiyi kasiyer 'abi aynısı üzerimde var çok memnunum' diye satmaya çalışırsa hayatta almam.

*dünyada bel gamzesi kadar güzel bişey var mı ey okuyucu? bence yok.

*arşimet'e itafhen:

+bana bir kaldıraç verin dünyayı yerinden oynatayım
-al
+aa birden böyle verince heyecan yaptım biliyo musun?
-lan sigigit yalancıbne

*başka sınıfta yazılı olan öğrenci. derdini paylaşıyoruz.

*arkadaşına kanks diyen insana ıslak meşe odunu ile girişmek dünyadaki tek amacım.

*berberde koltuğa koyulan tahtayı hatırlar mısın ey okur? boyu kısa olan mini mini müşterileri daha yukarı koymak için kullanılırdı. az tırmanmadık o tahtaya.

2 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

wibiya widget