littleiv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
littleiv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kadın-Erkek Eşitliği Üzerine Bir İnceleme

 kadın-erkek eşitliği yazınca google görsellere cübbeli'yi çıkardı karşıma

Çok boş bıraktım blogu farkındayım dostlarım. Ama bi' sor neden diye. Hiç sormuyosun yahu. Anca yazı yazılsın okuyalım, güleceksek gülelim, yorum bile yapmayalım, reklamlara zaten tıklamayalım. Bak nasıl içlenmişim anla.

Şu aralar oldukça sıkıntıdayım canlarım. Neymiş efendim artık yıla kalan öğrenciler yurtta daha fazla kalamazmış. Bak bak! Tabii sonra ülkenin çeşitli yüksek mevkilerindeki tanıdıklarımı devreye sokarak (babam) tekrar yurda kaydımı yaptırdım. Gerçi sadece bir dersim olunca insanın yurtta kalmasının da tam bir amacı olmuyor ama olsun ben işe girecektim. Girecektim diye geçmiş zaman kullanıyorum. 

Erkekler ile kadınlar arasında eşitlik var diyorlar. Yok ya! Eşitlik varmış. Yalan kardeşim. Aynı bölümden mezun olduğum bir arkadaşım var kendisi diğer cinsten, kadın yani ya da kız. (off gerildim lan). Neyse. Benden daha fazla kalan dersi var, olabilir güzel. Aynı dersleri verip aynı bölümden aynı hocalar tarafından mezun edilmişiz ya da edileceğiz ennihayetinde. 

Ben şimdi hayvan gibi iş arıyorum. Sırayla mühendislik firmaları, satış temsilciliği, coffe-shop'ta çalışmak ve Taksim'de tezgahtarlık genişliğinde bir skalada iş bakıyorum. Ama anasını satıyım bir yer de geri dönüp aramadı. Arkadaşım ise ayda 1500-2000 liraya bir işte çalışırken hala yeni firmalardan her gün başka bir teklif geliyormuş. Lan dedim neden böyle acaba?
Askerlik!

Evet bunun tek sorumlusu askerlik. Hadi bakalım kadın hakları savunucuları, hadiyin feministler. Ne farkımız var olm bizim sizden. Askerlik yapacağım diye tezgahtarlık yapmak zorunda mıyım ben? Yok aga olmaz öyle şey. Hemen yarın bana bir mühendislik firmasında 2000 TL + primlik bir maaştan oluşan masa başı fazla yorulmayacağım istediğim zaman bloguma ve twitter'a falan girebileceğim yol+yemek+ssk'sı olan bir iş ayarlıyorsunuz. Bunları ayarlayın. Hadi bakalım, bir dahaki postumu iş yerimden tmak istiyorum. 

Görüşürüz anacıım.

11 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Bir Erkeğin Gözünden: MANGO Nedir?

Merhaba sevgili okurlar. Bugün bir erkeğin gözünden (benim gözüm) kadınların vazgeçemediği zaafı MANGO'yu inceleyeceğiz.

Mango kadınların sokakta gördüklerinde bilimsel olarak tam açıklanamayan bir sebeple çekime uğradıklar, yanında bulunan erkek arkadaş, koca, sevgili, çocuk gibi erkek cinsinin müstesna elemanlarının elinden tutarak çekiştirip içeri girdikleri dükkanlar zinciridir.

Bir kadının Mango'ya girme isteği genlerden gelen 'bir şey almasam bile bir girip bakayım' düşüncesinde yatar. Bir kadın orta boyutta bir Mango'yu (Mango Bağdat Caddesi) tam 150 metre öteden önce görebilir ve avına kilitlenir. Olaydan tamamen habersiz erkek canlısı gayet neşe ile yürürken birden elinden tuttuğu eşinin, annesinin, sevgilisinin sağ ya da sol tarafa doğru meylettiğini geç de olsa farkeder. Olaydan hala habersiz erkek, birden dev Mango tabelası ile karşılaşır ancak çok geçtir artık. Hani ceylan sürüsüne dalmış aslan bir tanesini yakalar da ceylan aslanı son anda farkeder ve artık çok geçtir. O hesap işte.

Mango'ya giren bir erkek öncelikle tam olarak ne olduğunu anlayamaz çünkü bu kadar kıyafet ve bu kıyafetlere kıtlık varmışçasına saldıran bir kadın nüfusu günlük hayatta sürekli karşılaştığı görüntüler arasında değildir. Öncelikle olayı kavramaya çalışan erkek canlısı, sonra ortama adapte olmaya çalışarak orada hayatta kalma mücadelesi vermeye başlar. Asabi çalışanlardan kaçmak, elindeki tişörtü 'ya bunun sımolu yok muaa' diye bağırarak sallayan kızlardan sıyrılmak bir erkeğin Mango'da yapması gerekenlerin başında gelmektedir.

Mango'nun kadınlar üzerinde bu kadar etkiyi nasıl yaptığını ise birkaç mecburi Mango ziyaretim sonucunda keşfettim sevgili okurlar. Biliyorsunuz 'indirim' ve 'taksit' denilen hadiseler bir kadına F16 aldırabilecek kudrette iki olay. Aşağıda bir adet Mango etiketi görüyoruz (araştırmacı blogger)

Evet fotoğrafta gördüğümüz üzere en üstte bir fiyat gözüküyor. Onun üzerine bir çizgi çekilmiş altına başka bir fiyat. Onun da üzerine çizgi altına fiyat, çizgi fiyat çizgi fiyat diye indirimler devam ediyor. Buna ilk bakan kadın kişisi 'oha kaç liradan kaç liraya inmiiiiş' diye düşünmekte olup 'indirim'in tatlı kollarına kendini bırakıyor. Bunun bir ileriki aşamasında ise taksit denilen tek dişi kalmış canavar meydana çıkıyor.

Sanıyorum kadınlara göre bir malı alırken çok sayıda taksite bölünmesi onun fiyatını sıfırlamak anlamına geliyor. Yani 50 liralık bir şeyin nakit olarak verildiği para ile 6 ay sonunda toplamda yine verilecek 50 liranın farklı değerlerde olduğunu düşünüyorlar. Gerçekten ilginç bir kafa, ilginç bir düşünce şekli.

Evet bir erkeğin gözünden kah Mango'yu kah kadınların beyin kıvrımlarını düşünce şekillerini inceledik. Görüldüğü üzere bu dünyalar erkeklerin akıllarının alacakları sınırların dışında ve bu yüzden olayları tam olarak kavrayamıyoruz. Yine de elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. İyi günler.

4 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Yeşil Bavul #2

Yurttan çıkmış eve gidcektim... Ama o yeşil bavulsa ben de littleiv'dim... Çünkü tek bavul vardı, çünkü yeşil bavul emsalsizdi... Aklımda bunları nasıl kaldıracağım, upuzun gelen Maslak-Beşiktaş yolu ve yeşil bavul vardı... Bu hikaye burada bitmeyecekti...


O hikaye orada bitmedi. Yeşil Bavul'u kapatıp odadan çıkmıştım. Önümde inmem gereken 4 kat vardı. Ve bu yeşil bavul yaklaşık 15 kilo ağırlığındaydı. 15 kilo nedir arkadaş. Biraz daha kassam Naim Süleymanoğlu gibi olucaktım. Naim Süleymanoğlu gibi olmak demek kutuplardan basık ekvatordan şişkin olmak demek ve gerçekten korkunç bir tecrübe olsa gerek. Neyse merdivenlerden güç bela indirdiğim bavulum ile taşların asfalta dökülmesi ile oluşmuş bozuk yolda 'tırtırtır'layarak ilerliyordum. Anayola çıkıp otobüs durağına ilerlemeliydim. Dar kaldırıma çıkarttığı yeşil bavulum Maslak'ın şıkşıkıdım kıyafetli iş adamları ve kadınları tarafından yadırgar gözlerle inceleniyordu. Onlar ki bellerinde isimlerinin yazılı olduğu çekçekli kartvizitleri ile Avrupa'yı temsil ederken ben dev bavulumla orada Asya hatta biraz zorlarsak Afrika'yı gururla taşıyordum benliğimde.

Otobüs durağına geldiğimde saatin 17.00 olması sebebiyle bir yoğunluk mevcuttu. Bu durağın önünde parkeden plazaların servisleri dolayısıyla otobüsler kolayca yanaşamıyordu. Ben de Yeşil'i durağa bırakıp gelen otobüsleri kesmek için yola çıkıyordum. Otogar'da memleketten bulgur getirmiş adamdan farkım yoktu. Ezici bakışlara karşı 'ben yıldız teknik'te okuyorum lan. 6 ay sonra mühendis olucam!' falan diye bağırmak istiyor ama yapamıyordum. O sırada karşıdan gelen 29 c isimli o mübarek otobüsü görmemle durağa dönüp Yeşil'i almam bir oldu.

Şimdi normalde ben otobüs yaklaştığından adeta ceylan sürüsüne dalacak aslan hassasiyetinde oluyorum. İşte otobüsün nerede duracağını tahmin edip oraya doğru götüm götüm ilerlemeler, otobüse binerken ön çaprazımdaki amcanın önüne kıvrak bir hareket yardımıyla geçmeler, daha önce hep kullandığım taktiklerdendi. Ancak bu kez yanımda Yeşil vardı. Kendisiyle birlikte hareket etmek 90 yaşındaki babaannenizle otobüse binmeye çalışmak gibidir. Babaannenin kulakları ağır işitir, Yeşil hiç duymaz. Babaanneniz ağır hareket eder Yeşil'de sadece tekerlekleri üzerinde tek bir doğrultuda hareket eder. Babaannenin tek avantajı otobüste kendisine yer verilmesidir. Yeşil de ise bu olay yoktur. Bilakis Yeşil'i koyacak yer bulamazsınız o tıklım tıkışık otobüsün içinde.

Otobüse bindiğimde kendim için akbilimi bastıktan sonra arkaya ilerlerken muavinin 'ulan bavul senden büyük onun için de bassana akbil'vari bakışlarından zerre etkilenmeden kendime ve Yeşil'e bir yer aramaya koyuldum hemen. Otobüs kalabalıktı. Şöförün hemen arkasındaki koltuğun bir arkasındaki boşluğa sığındım. Yeşil'i de hemen önüme koydum. Otobüs her durakta biraz daha doluyordu. Hele İTÜ durağında top sakallı ve çerçeveli gözlüklü bir erkek kavmiyle karşılaşmışız gibi oldu. Her gelen Yeşil'e sürtünerek arka tarafa ilerliyordu. Biraz daha insan binerse alev bile alabilirdi. O derece!

Muavin 'evet beyler arkalara doğru ilerliyoruz, bakın boşluk var ben görüyorum orda, lütfen. lütfen!' dedikçe ben kızarıyordum. Acaba muavin diğer yolculara seslenerek beni ima ediyor 'kızım sana söylüyorum gelinim sen anla'cılık mı yapıyordu. Gerçekten aklım çok karışmıştı. Trafik, kalabalık, muavin baskısı. Artık bu yükü daha fazla kaldıramayabilirdim. Ama sonra 'İstanbul'dasın lan, ne bu artis hareketler' diyen iç sesim sayesinde hiçbir şeyi umursamayan bir teyzeye dönüştüm o an. Evet hepimizin dünyasının merkezinde kendisi vardır. Ama bazı teyzeler için durum bundan ibaret değildir. Onları merkezinden ziyade magma'sında, artık daha derininde bir yerlerinde kendileri ve o devasa g.t-göbekleri vardır. Otobüse bindiklerinde tüm otobüs onlara yer vermek için yarışa girecekmiş gibi hissederler. Birinin ayağına bastığında sanki biz onun ayağının altındaki halıymışız gibi sallamadan yollarına devam ederler. Ben de öyle olacaktım.

İneceğim durak yaklaşmıştı...Orta kapıya doğru ilerlemeliydim... Aradaki insanlara ne olacaktı... Bu hikaye burada bitmeyecekti...

2 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Yeşil Bavul #1


Yurtta çıkmıştım. Evime ailemin yanına dönecektim o gece. Soğuk havaların bittiği yazın baş gösterdiği günlere girmiştir. Artık kırçıllı kazak, atkı, kalın pantolon ve daha pek çok kışlık eşya yurtta sadece yer işgal ediyorlardı. Başka bir fonksiyonları yoktu.

Bu sebeple bu hafta eve giderken dev yeşil bavulumla kışlık eşyalarımı ve hatta eski nevresimlerim ile botlarımı da götürecektim. Yani işim zordu, yani işim meşakkatliydi. Ama o yeşil bavulsa ben de littleiv'dim. Onunla başa çıkmayı biliyordum. Hani western filmlerinde 'o kıza yıllardır kimse binmedi' (kız dediysek hemen şeyapmayın lan, at olarak kız. kız at yani, off boka sardı) denilen ata gelip çat diye binen o havalı kovboylar olur ya ben de 'dev yeşil bavul'larla nasıl başa çıkılacağını biliyordum. Onların huyuna suyuna giderek kah 'brüsst' kah 'deh'lerimle nasıl kontrolüm altına alacağımı çok iyi öğrenmiştim.

Bavul hazırlamak, genelde bayanların bir kısım tatillere gitmeden önce yapmaktan çok hoşlandığı bir aktivitedir. Yaklaşık olarak 400 çeşit elbiselerini bavullara inanılmaz bir düzen ile yerleştirip tatile hazır hale getirdikten sonra yaşadıkları mutluluk gerçekten görülmeye değer pek çok doğa olayını alt edebilen bir görüntü. Benim içinse bavul hazırlama elime geçen eşyaları katlama adı altında ikiye buruşturarak bavulun muhtelif köşelerine tıkıştırmaktan ibaret. Yine aynı şekilde bavul boşaltılırken yaşanacak zorlukları beynimin çok arka taraflarına atarak tıkıştırma işlemini gerçekleştiriyordum. Çünkü tek bavul vardı, çünkü yeşil bavul emsalsizdi.

Mantık olarak her bavulun belli bir taşıma kapasitesi olması gerekiyor. Yani içine konan eşyalar bir noktayı geçtiği zaman artık bavulun tekerlekleri iflas etme noktasına gelerek, bu ağırlığa daha fazla dayanamıyor. Aynı zamanda taşıyacak kişinin kolları bu kütleyi çekmekten bir süre sonra kalem kaldıramayacak hale geliyor. Ancak ben tek seferde ne kadar eşya götürürsem o kadar iyi mantığında bir insan olduğum için kollarım, bavul hiç umrumda olmadan yüklüyordum bavula ne var ne yoksa.

Aklımda bunları nasıl kaldıracağım, upuzun gelen Maslak-Beşiktaş yolu ve yeşil bavul vardı.. Bu hikaye burada bitmeyecekti..

13 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

2010 Blog Ödülleri


Blog ödülleri 2010'da finale kalmışım! Oy verme aşaması başladı. Desteklerinizi bekliyorum. Sanırım oy vermek için buradan gidebilirsiniz.



0 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Traş Oldum Hele Hele.. (Dev Bonus)

Merhaba sevgili okurlar. Size bugün kız blogu tadında sesleneceğim. İşte efendim geçtiğimiz günlerde yaptıklarım olaylarla aranızda olacağım. Her ne kadar bu konuda tecrübesiz olsam da okuduğum bloglar sayesinde bunu başarabileceğime inanıyorum.

Ben bugün traş oldum sevgili okurlar. Daha öncesinde bir adet toka vasıtasıyla ensemde kafamın arkasında topladığım saçlarımla arz-ı endam ediyordum. Kendileri yaklaşık 1 buçuk senedir berber ya da kuaför görmemişti. Evet yanlış duymadınız, kuaför. Ben daha önceden kuaföre de gittim sevgili okurlar. Böyle bay bayan ortak saçlarımızı kestirdiğimiz adeta buram buram avrupailik kokan o yerler. Eheh şaka be, benim gittiğim yerde hiç bayan olmuyordu. Ama daha önceki gittiğim berberlere oranla bariz kaliteli bir mekan, zaten fiyat tarifesinden de bu belli oluyordu. Düşün yani 'abi ben öğrenciyim de.. indirim?' şeklinde bir yaklaşımda bulunmaya bile utanıyorum, o derece.

Nese efendim annemin yoğun traş ol isteklerine ve sevgilimin bonus yap yine yalvarışlarına dayanamayarak sabah kalkınca adeta kafka'nın böceğe dönüşmesi gibi ben de bonusa dönüşmek isteğiyle dolup taşmıştım. Gerekli her şey hazırdı ve ben yaklaşık 1 buçuk sene aradan sonra traş olucaktım. Traş olmanın nasıl bir şey olduğunu bile unutmuştum. 'Buraya mı oturuyoruz? Hmm tarş, tras uff traş heh traş olmaya geldim' gibi şeyler söyeyebilirdim. Korkuyordum açıkçası.

Berbere girince o ilk gerginliğimi sürdürdüm sevgili okurlar. Bu arada okurlar okurlar diye sesleniyorum size ama alınmıyorsunuz değil mi? Yani isminiz bilsem isminizi söylerim ama her biriniz gizli gizli nickler almışsınız o sebepten ortak bir isim buldum okurlar diye öyle sesleniyorum size. Neyse ne diyorduk berbere girdim işte oturdum, hafiften yumuşak bir abiye nasıl kestirmek istediğimi uzun bir süre anlattım ama anlamadı 'nese bir yıkayalım da sonra bakarız' gibi bir şeyler söyleyip beni çırak gence emanet etti.

İlk kez kafamı arkaya yatırıp saçlarımı yıkatıyordum sevgili okurlar. Allaam o ne güzel bir şeydir ya. Yemin ediyorum bu kadınların neden sürekli kuaförlerden çıkmadığını daha iyi anlıyorum şimdi. Sırf o kafayı arkaya yatırıp saç yıkatma olayı yüzünden gidilir be. İşte şampuanı dolgunlaştırıcısı (oha!) kremi masajı falan derken bu güzel dakikaların sonuna geldik. Kendimi berber koltuğuna bıraktım. O aylardır günlerdir uzattığım saçlarım kıtır kıtır kesilicekti. Başka bir berber abi geldi ona anlattım. Böyle böyle bonus istiyorum kısalsın istiyorum dünya barışı istiyorum falan nasıl kaptırmışım kendimi. Neyse abiyle anlaştık başladı kesmeye.

Başta çok hissizken sonra birden üzüntü kapladı vücudumu. Her makas darbesinde biraz daha garip oluyordum. Ama yeni bonus littleiv daha iyi olabilirdi. İlerledikçe bariz kısaldı saçlar, ilk etapta ciddi anlamda 'aha sıçtık' dedim. Kötü gözüküyordu ve berber abinin moralini bozmamak için 'hıhım hıhım oldu gerçekten çok güzel oldu hıhım' temalı surat ifadeleri yapıyordum. O kadar bilgiyi yüz ifadesiyle nasıl veriyordun a littleiv diyecek olursanız o da benim işim der sıyrılırım sorularınızdan çılgınca.

İşlem bitti ayağa kalktım. Artık gerçek bir bonustum. Abi nasıl kabarttıysa saçları şu fotoğraftaki İverson gibi olmuştum.
Evet İverson hastası biri olarak ona benzemek güzeldi. Tabii olası gelecek tepkiler 'hmppsss puhahahahah' şeklinde olursa bir miktar üzülebilirdim ama kararlı görünüp 'yok abi bi' iki haftaya toplar kendini eheh meheh' diye cevaplar verebilirdim.

Sonuç olarak bonus oldum dostlar arkadaşlar. Bundan sonra böyle. En yakın zamanda başka bir yazıda görüşmek dileğiyle. Esen kalın.

8 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Ugg'lı Hoca


Merhaba sevgili littleiv okuyucuları. Böyle maddeli maddeli yazıyı görmeyince bir garip oldun sanırım ama korkma. Sana bir şey anlatıcam.

Salı günü okuluma gitmişim paşa paşa. Sabah 9'daki ders için 8.30'da kapı önündeki koridorda yerimi almışım. Muricci ile gelenin geçenin muhabbetini yapıyoruz. Efendime söyliyim 'ne mal çocuk bu ya' ya da 'bu kız kötü giyinmiş' gibisinden. Saat 9'u yaklaşık bir 10 15 dakika geçmiş bulunmakta. Geçen hafta da gelmeyen hocaya inceden saydırmalar başlamış halde anlayacağınız.

O sırada koridorda bulunan pek çok insanı kıyafetlerinden bahsedip günümüz modası hakkında minik bir tartışmaya girmiştik tam. İşte özellikle bu sene meydana gelen bir moda devrimi neticesinde artık herkesin şık giyinmekte olduğu, şık giyinmenin bir farklılık nedeni olmadığı gibi şeyleri adeta bir Cemil İpekçi edasıyla tartışıyorduk. Tabi sadece moda bilgisi olarak. Yoksa ikimizin de Cemil İpekçi ile uzaktan yakından alakası olamaz. Sonuçta kendisi pembe slip mayo giyen bir insan. İşim olmaz. Ama modacılık konusunda da el üstünde tutarım kendisini. Yine de çok samimi olmaya gerek yok diye düşünüyorum.



Neyse işte ordan burdan konuşurken sınıfa doğru gelen UGG'lı kız hakkında 'olmamış' şeklindeki yorumumu belirttim. Her ne kadar tek parça elbise tayt ugg üçlüsü bazı durumlarda güzel gözükse de bu arkadaşta pek güzel olmamıştı. Ugg hakkındaki görüşlerimi daha önce bir yazımda belirtmiştim. Güzel de olsa çirkin de olsa henüz bir öğretim görevlisinin ayağında görmeye hazır değildim.

Doğal olarak kendisinin sınıfa girince alelade bir öğrenci olduğunu düşünmem bundan dolayıdır. Sınıftan bir arkadaşın çıkıp 'arkadaşlar hoca geldi' demesi üzerine bir gariplik olacağını sezmiştim. İçeri girip kürsüye baktığımda, ayağında UGG bulunan gençten bir kızın dersi verecek kişi olduğunu öğrenince minik çapta bir şok geçirdim.

Evet sevgili okurlar ayağında UGG olan bir insandan ders aldım ben. Baya baya anlattı falan, iğrenç espriler yaptı kimse gülmedi reaksiyon alamadı. O reaksiyon alamadıkça ben üzüldüm, o iğrenç espri yaptıkça ben olduğum yerde çöktüm. Sövdüm UGG'a. Sövdüm kapitalizme..

6 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

İnternet Dergisi İşleri



Merhaba sevgili okurlar. Ben lise arkadaşımın gazı ile bir internet dergisinde ki bunlara kısaca e-dergi deniyor, yazmaya başladım. Aylık olarak yayınlanacak, buradaki kısa kısa tarzı mizah kısmında görev alıyorum. İlerleyen haftalarda spor ya da efendime söyliyim sinema gibi konularda da yazabilirim. Bekleriz efendim.

http://www.edergyy.wkhost.net/

4 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Hey Fellas


Böyle argo bir başlık ile tekrar buralara dönmekten bir nebzeolsun utansam da yine de 'kendi blogum lan severim de söverim de' diyerek karaktersizlik örneği sergileyerek merhabalarımı sunuyorum size sevgili okurlar.

Şimdi size şeyden bahsetmek istiyorum. Mmm. Şeyden. Ya ben konu bulamadım ya. Valla hiç hazırlanmadan da geldim yeni kayıt sayfasına. Kesin bişeyler yazarım nasıl olsa diyerek başladım ama hiç bişey gelmiyo aklıma. Tüm yazabilme kabiliyetimi kaybettim mi yoksa. Lan zaten bok gibi yazıyordun ne kabiliyetinden bahsediyorsun diyen olursa aranızda valla üzülürüm. İçime kapanırım hep. Sonra başkaları arkamdan 'ya aslında çok zekisüpermükemmel bir insan ama biraz asosyal, insan içine çıkamıyor, delilikle dahilik arasındaki o ince çizgide gidip geliyor' der buna inanıyorum.

Neyse efendim ne diyordum (buna da tavım ha, ne diyordum diyor bak. halbuki yukarı baksa ne yazdığını görecek ama işte konuşma tarzı yazdığı için arada böyle şeyler söylüyor falan, tüh senin kalıbına, tüh sana) konu bulamadım ben. Gerçekten çok talihsiz bir durum yazan bir kişi için bu. Yani dünya üzerinde milyarlarca olay oluyor durum var ve sen yazı konusu bulamıyorum vik vik diye geliyorsun. Ben sizin yerinizde olsam çok pis kınarım kendimi. Aslında konu var çok. Onları da kısa kısa diye yazıyorum ama böyle giderse tüm yazılar kısa kısa başlığında olucak, ondan da utanıyorum biraz. Uzun yazı yazmaya çok heveslendim bu aralar. Anket koydum ona oylar gelmiş. Anket kapansın sonuçları da koyucam buraya. Ona göre uzun yazılar yazabilirim, bakalım.

Ha bu arada fotoğrafa bittim. Bülent Ersoy'u kim kadın ve erkek tuvaletine koymayı aklına getirdiyse alnından öpüyorum. Ama böyle döşü kıllı bir erkekse elini de sıkabilirim, abartmaya gerek yok. Neyse bu da böyle bir geçiş yazısı olsun. Yakında tekrar görüşmek üzere.

10 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Veee 1.Yıl


Merhaba sevgili okurlar. Geçtiğimiz gün düşündüm ne kadar oldu ben bu blogu açalı diye. Daha önceden bir süre açıp sonra olmayınca tekrar kapatmıştım. Ama asıl açılış tarihi 4 şubatmış. Yani ilk postu attığım gün. O günlerde tabii çok tecrübesiz bir blogger olarak kendim yazıp kendim oyluyordum. İşte yakın arkadaşlarımı türlü zorlamalarla bloga toplamak falan. Hep çaresizlikten doğan hareketler.

Sonra ufak ufak sözlüklere link vere vere izleyici sayısı artmaya başladı. Baktım yorumlar geliyor beğeniyi belli eden tarzda. Reaksiyon almaya başladıkça insanın yazma şevki de artıyor bariz şekilde. Neyse işte öyle böyle derken 1 yılı geride bırakmışım sevgili blogumla.

Giren, okuyan, oy veren, yorum yapan, destek olan herkese çok teşekkürler..

14 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Mimlenmek

Uzun süredir internet alemine göz ucuyla bile bakamayacak bir durumda olduğumdan yeni girebiliyorum bloga. ama merak etmeyin, olmadığım tüm sürelerde yazılan bloglardaki yazıları okudum falan. bu arada bir şey gördüm ki o da ne (cümleye gel ahaha).

Şimdi bu blog piyasasında sanırım ortamı canlandırmak için 'mimlenme' denilen bir olay var. ilk nasıl başladı bilmiyorum ama bir kişi başkası tarafından mimlendiği zaman kendisiyle ilgili 7 şey yazıp başka 7 blogger'ı mimliyor. ben kendimle ilgili 7 şey yazıyım ama mimlemek istediğim 7 kişi genelde önceden mimlendiği için orda bırakıyım. ya da bir iki kişi mimlerim belki. mimcinin kalbi kırılmasın çünkü (mimci nedir a littleiv diyenlere cevap veremicem ben de bilmiyorum çünkü, bir de çok söyleyince mim çok anlamsız bir kelime oluyor cidden)

Buradan bittutammavi'ye beni yaratıcı bir blog seçtiği için teşekkürlerimi sunuyorum.

geçelim kendimle ilgili 7 şey'e.

1-koltuğu çok seven bir insanım ben. yurtta yaşayan bir insan olduğumdan dolayı olabilir. eve gelince koltuğa oturuyorum taa gidene kadar. imkanım olsa tüm hayat fonksiyonlarımı koltuğa bağlatırım orda sürdürürüm hayatımı. koltuk dediğim kanepe falan yani. kauç dediğimiz.

2-sporu çok seviyorum. yapmayı izlemeyi yazmayı. galatasaray, liverpool ve allen iverson fanıyım.

3-tam bir sözlük hastasıyım. yıldızsözlük'te başlayan kariyerim uludağ, itü ve son olarak zirve ekşisözlükte sürüyor. okumaktan ve yazmaktan büyük zevk alıyorum. blogda bunun bir sonucu zaten. dedim o kadar yazıyorum niye bir arada durmuyor bunlar.

4-kelimelerle çok ilgileniyorum. kelime esprisi yapmak hayatımın anlamı diyebilirim. gülmeyi ve güldürmeyi çok severim. bana ağız dolusu kahkaha attıran insanın kırk yıl kölesi olurum.

5-film izlemeyi çok seviyorum. yakın zamanda hayatım boyunca izlediğim tüm filmlerin listesini yapmayı planlıyorum. bakalım ne kadar sürücek.

6-bir şeyi ilk anda severim. öyle de devam eder. mesela bir giysiyi başta çok sevmişsem üzerimden çıkartmam. ilk görüşte hoşuma gitmemişse de naparlarsa yapsınlar üzerime geçirmem. inceden takıntılı bir insanım.

7-sürekli kitap okuyup film izleyebilirim, ama vakit yok ve bun beni üzüyor. bir de kendimle ilgili 7 madde bulucam diye bir yerlerimi yırttım bu da üzdü beni. tırt gibi bişeymişim meğerse :)

evet 7 maddenin sonunda geldik. güzel oldu, herkese iyi akşamlar.

2 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Twitter Manyaklığı


Merhabalar sevgili okurlar. kısa kısa yazmak istemedi canım. düşündüm ne yazıyım ne yazıyım diye? son zamanlarda neye bakıyorum en son, neyle ilgileniyorum: Twitter!

Twitter'ı bilmeyeniniz kalmamıştır artık sanırım. özellikle ünlüler, celebirityler 140 karakter sınırında bişeyler yazıyorlar. mini blog kafası yani. birbirlerinin yazdıklarını takip ediyorlar, yorumlar cevaplar.

Eh ben de bir gaz hemen dahil oldum bu oluşuma. tabi takip edilme oranı bir cem yılmaz bir jim carrey değil. jim'i 167 bin kişi takip etmekte, bu arada o kadar samimiyiz ki jim diye sesleniyorum kendisine, gel jim git jim. buranın rajonu bi şekilde böyle. ayşe özyılmazel'e ayşe demeyeni dövüyorlar. aynı şekilde nil karaibrahimgil. bu arada verdiğim örneklerden şu anlaşılabilir. soyadı en az 10 karakter olanlar mı twitter'da yazabiliyor diye. yok öyle bişey. korkmayın.

Nese ben de fena sardım bu olaya. sürekli yazıyorum. bi' böyle tespitlsel şeyler yazıyorum bi' sporlar şeyler yazıyorum bazen eşe dosta cevap yetiştiriyorum. 44 tane de followers'ım var. mutluyum huzurluyum. daha da artsın istiyorum. o yüzden blogun sağ tarafında da link koydum gelenler belki bakar diye. nickim littleiv3. birisi littleiv'i almış. kim acaba? terbiyesiz bulcam 'gelsene lan çıkışa' derim. korkmaz'ları tanıyo musun derim.

sonuç olarak güzel bir atraksiyon. ama yakında sıkılabilirim. modası geçer. dönüp dolaşacağım yer yine burası olur sevgili okur. blog başka ya. eheh. hadi görüşmek üzere. kendine iyi bak. bot giy paçaların ıslanmasın.

6 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Anket Sonucu


Ben bir anket koymak istedim bloga. Fikirlerinizi öğrenmek için. Bu kadarını beklemiyordum dostlar, okurlar, arkadaşlar ve daha niceleri. 37 oyun 21'i gülmekten ölüyoruz şeklinde geldi. tamam ben de bir kaç oy verdim vermedğim değil ama yine de beklediğimin üstünde bir oran bu :) hepinize teşekkürler. sevginize layık olmaya çalışacağım. görüşmek üzere.

3 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

maksat blog boş kalmasın

selamlar sevgili okurlar. ben eve geldim bugün. anamı babamı görcem. tabii ne kadar görcem orası muallak. çünkü haftaya finallerim başlıyooo!!

şöyle diyim 8 dersim var. 1'i proje, sınavı yok geç, 1'i bilgisayar dersi tırt geç. kaldı 6 ders. lan birden başlayınca 4 5 tane eler di mi insan. hiiiiçm. hepsine eşek gibi çalışıcam. 1 tane var seçmeli ilk iki vizede sınıfın en yüksek not alan bir kaç öğrencisinden biriyim. o kolay geçer. hadi zorla 5'e indirdik. bir tane daha seçmeli var. vizesi kötüydü çalışmam lazım ama ikinci hafta p.tesi.

geri kalan 4 baba ders ve hemen hemen hepsine finalde aşırı kasmam gerekiyor. nasıl olcak bilmiyorum. bir de evde-kısmen internetli ortamda- ders çalışamama gibi bir problemim var. normalde naapar insan ders çalışıcaa zaman erken kalkar çalışır di mi? ama yook. ben napıyorum uykumu iyice alıyım da daha güzel çalışırım felsefesinde hareket ediyorum. 12'de kalkıyorum geniş geniş kahvaltı ediyorum. sonra anca derse oturuyorum.

ama bu kez böyle olmıycak sevgili okur!

ünlemle falan sana bağırmışım gibi hissetme kendime bağırdım. hatta kesin kararlı bir tavır sergiledim bile diyebiliz. neyse işte bende durumlar böyle. her gün bir kısa kısa falan patlatabilirim. yaparım bunu. haydiiyiakşamlar diyorum yaşlıca amca gibi.

11 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Valla Olm Ya

bugün yazdığım kısa kısa 24'te bir adet şey yazdım yaklaşık saat 14.30 sularında. şöyle bişey:
''iki kızın birbirine bebeğim demesinden daha kötü bişey varsa o da iki erkeğin birbirine bebeğim demesidir. çok korkunç ama. yani tüm korku filmleri haltetmiş. burada birkaç korku filmi ismi vermek isterdim ama sanırım ben hiç korku filmi izlememişim ya. şimdi onu farkettim. dabbe vardı korku filmi diye gittim sonda adamla şeytan yumruk yumruğa dövüşüyodu. eheh komik lan.''

akabinde saat 16.00 sularında 1 gün gecikmiş uykusuzumu aldım bayiiden. işte yolda okuyamadım yurda dönerken okudum. alpay erdem'i açtım. okuyorum derken o da ne. tam olarak şöyle bişey yazmış alpay erdem:

'bir başka kızla 'topraam' diye konuşan kız'dan daha korkunç bi'şiy varsa , o da, bir başka erkekle 'topraam' diye konuşan kız'dır.

valla beynimden vurulmuşa döndüm. yazık be alpay. o kadar para pul çok güzel yazıyosun uykusuz 1.sayfa falan. stand-up gösterileri. ama noldu geldin benim yazdığımın benzerini yazdın. ne bileyim üzüldüm ya. ya da sevinsem mi bilemedim. ben bu kısa kısayı taa 3 gün önce telefonumun taslağına kaydetmiştim ya. ayıptır be.

oh rahatladım.

1 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

gariban bir blogger: littleiv

selamlar sevgili okurlar. bayadır yazamadığımı farketmişsinizdir ya da belki tınlamamış bile olabilirsiniz onu bilemem. bir süredir yurtta internet olmadığından ve vizeler ile birlikte bitirme projesinin yoğunluğundan yazmaya fırsat bulamıyorum. kusuruma bakmayıp yazmaya geri döndüğümde beni tekrar aranıza alacağınıza söz verirseniz çok mutlu ayrılacağım buralardan. ben diyim sana haftaya cumartesi falan bişeyler yazarım. bana vizelerde bol şans dileyin. o önümdeki okul biticek o kadar. haydi baybay

9 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Hello everybody

selamlar sevgili littleiv.blog okuyucuları. naptınız bakiyim. hep kısa kısa yazıyorum biriniz de demedi 'ya littleiv biraz değişik bişeyler yaz ne bileyim, milano moda haftasından bahset ya da işte domuz gribinden korunmak için ne yapmalıyız tadında bilgilendirici bilgiler ver, hep geyik nereye kadar' falan. ama yok. gerçi yorum falan geliyo ne biliim güzel şeyler. demin baktım son izleyicim ile birlikte 33 adet beni izleyen, tüm gün bilgisayarları başında 'allaam noooolur littleiv bişeyler yazsın' diye bekleyen insanlar var (eheheh sanırım bu son yazım olucak, şaka yahu). yani okunuyor olmak benim için çok güzel bişey. bilimum sözlüklerde falan yazdım daha önce hala da yazıyorum. işte her artı aldığımda her şukela geldiğinde ben mutlu oluyorum. 'eheh negzel lan biri benim yazdığım şeye gülmüş artı vermiş' deyü.

mesela blogu açtığım ilk günleri hatırlıyorum. ab-boov. oy moy, yorum zaten hakgetire. ne gelen var ne giden. kendim yazıp kendim oynuyorum (çalıp-oynamak?, yazıp-okumak?). ilk başlarda biraz da kendi yüzsüzlüğümden msn facebook gibi sanal alemde yazdığım iletiler ve durumlar ile birlikte bazı bazı telefon rehberimdeki (telefon rehberim yok tabii ki, cep telefonundaki isimlerden bahsediyorum. hee yok bi de fihristim olaydı) insanları littleiv.blogspot,littleiv.blogspot..blogda bir numara..littleiv.blogspot şeklinde mesajlar ile taciz ediyordum. günler geçti izleyiciler arttı, yorumlar gelmeye başladı, hatta yorumlarda 'ahaha hakkaten ya' şeklinde bi yerlerimi tavana vurduran şeyler de yazmaya başladı. yani genel olarak blogun gidişinden oldukça memnunum. umarım bu sürer ve ben hevesimi hiç kaybetmem. bu da böyle bi genel yazı olmuş olsun. bu yazıyı manisa'da askerliğini yapmakta olan tüm er ve erbaşlara bir de yorumlarını eksik etmeyen takipçilerime armağan ediyorum. sevgiler..

10 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Selamlar


Merhaba sevgili okurlar. napıyosunuz? beni soracak olursanız ben iyiyim (ilkokul mektup girişi). bir ara pek aktif olan blogum son günlerde kötü günler yaşıyor. sebebini bilemiyorum. gelen tepkiler oldukça azaldı. bunun sebebi okulların başlaması veya benim yazılarımdaki kalitenin düşmesi olabilir (kalite mi ne kalitesi diyen okurlarımı kınım kınım kınıyorum). bu sebepten birkaç gün kabuğuma çekilmek istiyorum adeta bir kaplumbağa gibi. daha güzel yazılarla yakında tekrar buralarda olacağım. beni özleyin anacığım. baaay.

3 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

bugün pazartesi

Evet attığım başlıktan yazacağım yazının ne kadar tırt olduğunu anlayabilirsiniz. dinlemeyecek olanlar şimdiden çıkabilir. yoklama almıycam valla. eheh şaka be çıkmayın hemen. olm nereye bi kaç bişey yazardım ya. son bir kaç gündür internetten uzak kaldım. yani bulunduğum ortamda internet yoktu. maillerime bile bakamadım. 'lan sanki işadamısın ne maili' derseniz size 'okulda proje yapıyorum olm, hep önemli mailler alıyorum' şeklinde cevap veririm. bloga da yazamadım doğal olarak. ama tekrar yazıcam yarın falan. ne bileyim bir kısa kısa gider bence. o zaman yarın görüşmek üzere diyelim. çok özlemişim ya valla. blog iyidir blog güzeldir. herkese iyi geceler. başlığı da aklıma gelen ilk şeyden seçmem benim ne kadar düz bir insan olduğumun göstergesidir. onu bilin de şey olmasın yani sonra.

1 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

hastalık


çok feci hastayım sevgili okurlar. ama öyle böyle değil. sabah hiç bişeyim yokken böyle gayet güzel okula gitmeler efendime söyliyim okulda gezmeler falan. sonra öğleden sonra bir üşümeyle beraber hapurma seansı başladı. neyse hava değişimi olur öyle deyip sallamadım. akabinde akşama doğru feci bir baş ağrısı ve halsizlik hasıl oldu. hapşurmak, baş ağrısı ve halsizlik bir gribin en net belirtileridir farkettiyseniz. ve evet grip oldum ben. yarın evime gidiyorum haftasonu sebebiyle. bakalım bol bol yatıcam. post falan atıcam. dinlenme şeklinde geçicek yani. şu an ateşli (öyle değil lan, hasta gibi) ve halsiz bir insan olarak yatağa doğru gidiyorum. herkese iyi geceler. aha yine hapşurdum. salgın var çok fena kendinize dikkat edin. sevgiler.

8 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

wibiya widget