littleiv yorumluyor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
littleiv yorumluyor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Littleiv Yorumluyor # 2 - Damacana


haber bursa'dan. nilüfer'de bir su dağıtıcısı asansörde boş damacana ile masturbasyon yaparken basılmış. oha lan! yaratıcılıkta son nokta. ne biliyim insanın yorum yapası kaçıyor anasını satiim. baba nasıl bir açlık nasıl bir abazalıktır ki bu damacanaya bile hallenmiş adam.

bu arada düşününce aklına tek bir yol geliyor. ve abiyi tebrik ediyorum. hani damacana ağzı falan. vay anasını.

ülkede tecavüz edilmeyen nadir kalan şeylerden biri de damacanaydı. artık o da kirlendi. işte o damacananın fotoğrafı yukarıda. gözünü de bantladık.

3 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Littleiv Yorumluyor # 1 - Avşar Kızı


merhabalar. ayrılığa fazla dayanamayarak hemen ilk yazıyı yazmaya başladım adeta bir tezcanlı gibi. tahminlerime göre bilgisayarımla birlikte internetin de bulunduğu ortamlarda bulunduğum sürece 2 3 günde bir yazımı yazmayı planlıyorum. tabii aylardır planlarına son derece sadık olmayan bir çizgide yer aldığım için yine kendimden çok emin değilim.

hülya avşar demiş ki: 'erkekler arada bir aldatmalı'. bu kadar güzel bir topic bulmuşum yazmasam olmaz zaten ne yazacağımı bilemediğim şu dönemde. ben hayatımda ilk kez ciddi bir ilişki yaşamaktayım şu an. gayet güzel gitmekte. avşar kızı'nın (avşar kızı tanımlamasını ömrü hayatımda kullandım da artık ölsem de gam yemem şu ahir hayatta, avşar kızı, avşar kızı, avşar kızı.. insan söylerken bile bir hoş oluyor, ciddiyim. kim bulduysa yüreğine sağlık. oh bebek, kombo yaptım. hem avşar kızı hem yüreğine sağlık. bu arada yazı parantezin içinde sürüyor kapatıyım bence) bu sözlerini duyunca direk olarak kendimi düşündüm. aldatma olayı bir ilişkinin bitmesi için yeterli ve geri dönüşü olmayacak tek sebeptir kanaatimce. eğer bir taraf aldattıysa olay bitmiştir benim için (alişan style mode on).

aldatınca renklenen, güzelleşen ilişki benim gözümde fazlasıyla avrupaidir. ha bu benim geri kafalı bir düşünce yapısı içinde olduğum anlamına gelmesin. aksine yeterince how i met yout mother ya da coupling tarzı amerikan dizilerini izleyip meh meh meh diye gülmüşlüğüm 'yaa avrupalı ne rahat ne umursamaz' demişliğim vardır. ama birbirini seven iki insan eşi dururken başkasına giderse orada bir sorun vardır bence.

aldatma aldatma diye ibibik gibi ötüyoruz ama neye göre kime göre derse biri sert yaklaşırım. aldatmanın sana göresi bana göresi mi var lan derim. ağır konuşurum yani. sevdiceğin olmadığı yerde başkasını kesmek aldatma mıdır? sorusu gelebilir mesela akıllara. cevabım şu olur: 'eğer 15 saniyeden fazla kesmezseniz bu aldatmaya girmez'. evet bildiniz içimde bir zekeriya beyaz var. cevap stili direk olarak ondan oldu çünkü. yok arkadaş aldatma dedin mi karşı cinsle cilveleşme içerek her türlü olay aldatmaya girer. bakışma, gülüşme, sevişme ve dahası... (tuna kiremitçi?)

bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle, çao.

0 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Littleiv Yorumluyor

haftanın ilginç olaylarını yorumlayarak sizlerle paylaşacağım bir köşe hazırlamaya karar verdim bir saat önce falan. anında uygulamaya geçmeye karar verdim ki vazgeçmiyim. çünkü genelde blogla ilgili düşündüğüm 'oha lan süper fikir, kesin tutar. blogum zilyon tane okuyucuya kavuşur' şeklindeki fikirleri uygulamaya koymaya üşendiğim için yalan olmakta hepsi. bu sebepten hemen bir adet word pad sayfası açıp yazmaya başladım. sen ne biçim bir yazarsın word'un yok mu derseniz, orjinal word olmadığı için yazamıyorum derim. bu kadar da zor koşullarda yazıyorum değerinizi bilin.

bazen diyorum ki 'ulan altan o kadar uğraşıyosun yazıyorsun ama bakalım okunuyor musun?' diye. cidden boşa yazıyorum izlenimine kapılıyorum. tamam yorum oy falan beklemiyorum zaten, ama ne biliyim izleyici desen yok, arada ziyaretçi sayısına bakıyorum artış yok. 'ya nese belki artar' deyip yazmaya devam ediyorum. hadi bakalım bu son ataklarımla da okunmazsam yazarlık kariyerim başlamadan bitebilir ahahahaha.

ha yazarlık demişken geçenlerde bir kısa film senaryosu yazmaya karar verdik arkadaşlarla, kalemi kuvvetli biri olarak (oha ne deyim kullandım) senarist olarak ben seçildim. başladım yazmaya ama gerek oyuncu kadrosunun zayıflığı gerek mekan azlığı sebebiyle 'abi bu adam bu rolü kaldıramaz', ' bu sahne için mekan yok' derken baktım 2 satır bişey yazabildim. bok gibi oldu doğal olarak, bıraktım. her uykusuz okuduğumda fırat budacı olsun, umut sarıkaya olsun uzun uzun yazıları okuyunca 'negzel yazmış lan, acaba ben de yazabilir miyim?' diye düşünüyorum. bir şevk geliyor sonra gidiyor. bir türlü yazamadım uzun güzel yazı.

bir ara yıldızsözlükteki ikinci nickimle uzun esprili yazılar yazmaya başladım, sonra orası da sıktı çünkü gerçekten okuyan yoktu. itüsözlükte yazmaya kalksam o kadar uzun yazıları bilinen bir nick'e ulaşamadan okutmam imkansıza yakındı. yine geliyordum bloga.

köşe yazısı okudukça bu fikir yerleşti beynime dedim ben de yazayım lan öyle kafama esen şeyleri. hem güncel olayları yazmak daha kolay hem de espri çıkarmak için malzemesi daha bol. ne biliyim reyhan karaca'yı uzaylılar kaçırmış kanserin çaresini vermişler sonra geri almışlar. ahahah harbi komik yani yoruma gerek bile yok. kuşum aydın mesela yeni şekil yapmış süper olmuş. gerçi şu an farkettim bildiğin magazin muhabiri olucam galiba.

arada sporla ilgili bişeyler yazarım, siyasete akarım, ekonomiden çıkarım. yaparım yani. bu yazı farkındaysanız giriş yazısı oldu. bir dahaki sefere olaylara kuşbakışı da olsa dalmayı planlıyorum. bir dahaki yazıya kadar eğlenin gülün dinlenin, güneşten kaçın çok sıcak çünkü.

2 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

wibiya widget