ayakkabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayakkabı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kısa Kısa #64 (Askeri Kısa Kısa #1)


* -Merhaba okur?

+SAOOL!

-Nasılsınız?

+SAOOL!

-Siz de sağolun.


* Evet artık böyle sevgili can okur. Her şeye ‘SAOOL’, ‘emredersiniz komtanım’ falan da filan da. Tabii şu anda bunları acemiliğimin 21. gününde koğuştan yazıyorum. Artık düşün nasıl şok olmuşsam, bir şeyler yazabilmek 21. günde gelmiş aklıma. Daha sonra bu yazdıklarımı bilgisayara geçeceğim ve esrarengiz şekilde sizin ekranlarınıza gelecek. Yazının mucizevi yolculuğu.

* Tabii askere gelirken pek çok ilginç olay yaşadım. Bunları ufak ufak not ettim adeta bir mini çakal gibi.”Bunlardan bana hayvan gibi malzeme çıkar’ diyerekten. Ki çıkıyor da fark ediyorum. Arada askerlikle ilgisi olmayan şeyler de yazacağım. Askerlik ağırlıklı kısa kısa’lar yeni sezonda aramızda olacak anlayacağınız kadarıyla. Da farkındaysanız hala yazıya giremedim. Sanırım biraz hamlamışım can erik okur.

* Acemilik için Antalya’ya uçakla geldim tabii. Hayatımda ilk kez uçağa binmiş oldum. Hemen korkmayın bir metrobüs değil. Yani benim hayvani metrobüs yazılarının yerini alamayacak.

* Uçak güzel alet. Bir kere çok hızlı. Yani saatte 800 km gibi hıza ulaşıyor. Ki o da 60’la giden şehirlerarası otobüse alışık benim için iyi bir sayı. Pistin içinde hafif hafif gaz vererek ilerlemeye başladığında ‘lan dedim uçak uçak dedikleri bu muymuş?’ (Bu arada ibne word her yazdığım ikilemeden sonra kelimenin altını çizerek benim yanlış yazdığımı iddia ediyor. Ağzını kırdırtma bana word. Benimle papaz olma o kadar söylüyorum sana. Sen pisleşirsen ben de pisleşirim) Sonra hain pilot bir açtı motorları ‘GGRRROOOOAAGGGHHH’ deyü havalandık. ‘Ananıskiii…’ diyerekten koltuğa yapışmam bir oldu. İlk şoku atlattıktan sonra evler, dağlar, akarsular, alüvyonlar vs. çeşitli coğrafik yer şekillerini kuşbakışı görmenin heyecanı ile uçak maceram başlamış oldu.

* Yıllarca şehirlerarası otobüslerde kek, çay, ekstra şeker peşinde koşmuş biri olarak uçağa binince, hostes abla tepside sandwiç, elmalı kek ve ufacık ama gerçekten ufacık bir su uzattı bana. O sırada çok aç olan ben sandwiçin ucundan tutaraktan, adeta kibar bir beyefendi gibi sadece sandwiçi almak isterken, ‘buyrun hepsini alın :/ ’ diyerek orada beni adeta rezil etmeye çalıştı. Ben ise rezil olmak yerine içimden ‘oh lan hem sandwiç hem kek hem de çay elleeeh’ diye düşünerek sevinçten şıkır şıkır oynamak istedim. Garip anlardı. Sonuç olarak uçakta tepsideki her şey sizin oluyor. Mükemmel.

* Tabii bu bahsettiğim olay benim uçtuğum uçak firması için geçerli. Şimdi buradan isim verip de efendim kimseyi töhmet altında bırakmak istemem (viii aaar töörkiiiş eeeyrlaayns, viii aaar gloobalii yoorrss)) ama Barcelona ve Manchester United’ın sponsorluğunu da halen yapmakta olan bir firma. Yani onlar için Messi neyse ben de oyum. Tabii Messi benim gibi alçakgönüllü değildir muhtemelen. Hayvan gibi saldırmıştır tepsiye adım gibi eminim.


* Tabii uçakta da hoşuma gitmeyen şeyler oldu, olmadı değil. Örneğin çok sarstı şöför. Yani insan vites değiştirirken şu ayağını debriyajdan çeker değil mi sevgili okur. Eheh yok lan, şöför değil pilot vardı olağanca karizmatik sesiyle ve debriyaj yoktu uçakta THY ulan bu boru mu? Ama bir ara denizin üzerinde şöyle bir kanat eğerek turlarken arkamdaki çocukların da ‘düşüyoruuuaaazz’ diye bağırmaları beni hafiften bir gerdi. Sonra iniş falan derken 45 dakikada bitti yolculuk.

* Geçtiğimiz haftalarda haberi çıktı artık havaalanının ilk girişinde x-ray’den kemerleri çıkartıp girme olayı kalkacakmış, Gerçekten çok isabetli olur, çünkü içeri girmiş bir kişi o tarafa baktığında donlarını toplamaya çalışan takım elbiseli adamlar ile şık şıkıdım giyinmiş kadınlar görünce komik bir durum oluşuyor cidden.

* Ayakkabıya girmiş taşın, o ayağı yere her vurduğunda çıkarttığı adeta ‘ben buradayım’ diye çıtlamasından garip bir haz alıyorum.

* Ayakkabıya girmiş taşı çıkartmak ise adeta orgazm gibi.

* Oeh lan askerliğe amma kaptırmışım kendimi normal komiklik yazınca bi’ garip hissettim kendimi.

* Bu arada fark etmişsinizdir genelde ‘bir’ yazacağım zaman okunuşuna daha yakın olduğu için bi yazıp sonuna bir de apostrof ekliyorum. Hani ‘bakın ben bu kelimenin bir diye yazıldığını biliyorum ancak okunuşu bi’dir bunun. O sondaki apostrof r harfini temsil ediyor’ dermiş gibi oluyor. Bu arada apostrof yazmak gerçekten çok eğlenceli. Yani nerede kesme işareti nerede apostrof. Kesme işareti ne amk. Böyle saçma isim mi koyulurmuş.

* İlk asker özel kısa kısa’nın burada bitmesini isteyenler (el kaldırmalar) istemeyenler (daha coşkulu el kaldırmalar ve birkaç dayanamayanın yaptığı alkış sesleri). Kabul edilmiştir kısa kısa devam ediyor.

* Huuh dostum gerçekten çok interaktif bir yazı oluyor.

* Genelde dandik yarışma programlarında bir bölümün galibini belirlemek için iki ekibi sırayla 18-23 yaş aralığından seyirci olarak seçilmiş kişiler tarafından alkışlatarak (amuğagoyim cümlenin başını kaybettim şu anda, şu cümle artık sksen toparlanmaz) Heh iki ekibi sırayla alkışlayan seyirci tayfası kazananı belirliyor bu tür yarışmalarda. Ekseriyetle de kazanan ikinci sırada alkışlanan takım oluyor. Neden? Çünkü ilk olarak alkışlanan takım belli bi’ oranda alkış alıyor ama sadece alkış alıyor. İkinci sırada alkışlanacak olan ekibin vahşi taraftarları bakıyor ki alkış yetmeyecek hemen ıslıklar yok efendim ‘aaaoooouuuooaaa’ diye bağırış çağırış derken orkestranın da müzik girmesi ile kazanan hep ikinci sıradaki takım oluyor. Birinci sırada alkışlanan takımın haline çok üzülüyorum.

* Sanırım bazen fazla duygusal bir insan oluyorum.

* ’Sen askerde çok dayak yersin ha’ diye bir laf vardır ya hani. Heh işte sivilde tam olarak bu tanıma uyacak eleman askerde hiç dayak yemiyor. Büyük yalan yani.

*Bu askerde çok dayak yersin denilen eleman ki kendisinden bundan sonra Bursalı diye bahsedeceğim gerçekten çok ilginç bir insan. Bu 1.65 boyunda ve yaklaşık 65 kilo ağırlığındaki arkadaş, koğuşun en uzun -1.95’lik- çocuğunun üzerinden atlayabileceğini iddia ederken aynı anda biri 80 diğeri 95 kiloluk iki adamı kaldırabileceğini söylüyor. Gerçekten çok ilginç kafalar var anlayacağınız. Her tip insan gelmiş.

* Örneğin ‘Cudi’ isminde insan var lan. Tamam Cudi Dağı var biliyoruz eyvallah da ya Şırnak yerine Ağrı’da olsaydı çocuklarının adını ‘Tendürek’ mi koyacaklardı. Bilemiyorum garip olaylar.

-Süphaaaan gel oğlum buraya.

Bakınız ne kadar saçma oluyor.

* Eh ilk yazı için bu kadarlık yeter herhalde. Zaten yazılar hazır patır patır yollıycam haftada bir. Şimdilik bir hafta kadar istirahat et!

+SAOOL!

Eheheh.

(Gelecek sayı kısa kısa’da olacaklar: ilk askerlik günleri heyecanları, Hande Yener şarkılarıyla yürüyüşün esasları, askerde sıranın önemi, Türk Pop müziğinin efsane ismi Suavi (yanlışlıkla girmemiş hayır) … ve daha pek çok komiklik ‘Askeri Kısa Kısa 2’de sizlerle olacak)

14 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

Kısa Kısa #45

şuraya bak tıynetsiz

*Merhabalar sevgili okurlar. Bak sevgili okurlar diyorum ama size kırgınım. Noldu birden yorumlar, oylar falan tak diye kesidli. Ne güzel yazıyordunuz 'ahaha littleiv yine yapmışsın yapacağını' efendim 'gülmekten öldürüyorsun' falan güzel güzel gaza getirici şeyler. Sonra birden bişey oldu soğukluk mu girdi ne olduysa yorum yazmamaya başladınız. Bak valla geceleri yatmadan gizli gizli ağlıyorum yatakta (eheh yok lan, yattığım gibi uyuyorum valla. bundan da çok memnunum çünkü duyuyorum millet '12'de yattım 2 saat döndüm yatakta zor uyudum' diyor bende hiç yok öyle bir sorun. o değil de ne diyorduk)

*Pantolonuma kemer takacağım zaman her seferinde ilk olarak sağdan mı yoksa soldan mı geçireceğim kemeri diye düşünüyorum. Önce bir havadan deniyorum eğer doğruysa geçiriyorum. Bunu denerken de hayatımın önemli bir süresinin çok boş geçtiğinin farkındaym. Ama kemer takmazsam da olmaz bunu da bilincindeyim. O yüzden çok sesimi çıkarmıyorum.

*Dışarıda giymek için aldığım gri eşofman altımı her giydiğimde 'oo altan yataktan kalktığın gibi gelmişsin' ile başlayıp 'pijamayla mı geldin lan'a uzanan geniş bir yelpazede konuşan şakacı arkadaşlar arasında yüzüncü kişiye çok büyük bir süprizim var. Kendisi Hilton Otel'de suit odada Fenerbahçeli eski futbolcu Uche ile birlikte bir gece geçirmek fırsatına erişecek. Hani zenci olan.

*Okşijen diyen insan da fena enerji emer ha!

*Asıl yiğen diyen insan adamı kötü çarpar.

*Bir de herkez diyen var ki düşmanımın başına.

*Kısa kısa kendini mi buluyor ne?

*Bu kadar kısa madde yazdıktan sonra uzun bir madde yazmak nasıl zor geliyor biliyor musun can okur. Can okur da can erik gibi oldu ha. Biliyorum sana da okuması zor gelecektir. Kızıyorum küsüyorum falan da yine de seni düşünmeden edemiyorum ha. Değerini bilesin.

*Ya geçen benim ayakkabılarım çalındı okurcaazım. Baya herif gelmiş görmüş mis gibi daha yeni boyadığım beyaz beyaz parlayan adidaslarımı almış eline koymuş poşetine mi artık neresine soktuysa (huh sinirlendim biraz) elini kolunu sallayarak çıkmış gitmiş. O kadarla kalsa yine iyi. Pis herif sevdiceğimin güzelim converselerini de çalmış. Hem de alelade bir konvers değildi. 39,5 numaraydı. Çok zor bulunan bir türdü yani. Ulan hırsız bir görsem seni bir ayağında benim adidasım diğer ayağnda sevdiceğimin konversi ile ne döverim seni ha, beline beline vururum hep.

*Ayakkabıyı çaldırdıktan sonra terlikle gezmek de en fenası, olayın en can alıcı noktası.

*Hocanın 'sormak istediğiniz bir şey var mı?' sorusuna kafasını can hıraş bir şekilde sağa sola sallayarak hayırhocamsormakistediğimbirşeyyok mesajı veren o yalaka öğrencileri toplayıp Grand Canyon'dan aşağıya bir otobüs vasıtasıyla bırakmak istiyorum.

*Çok üşengeç olduğumu şuradan anladım geçen gün. Sabah lens takmakla uğraşmayayım diye gece lenslerimi çıkarmadan yatıyorum. E yuh!

*Amatör futbol maçı izlemenin zevki de hiçbir şeyde yok.

*Elektrikler kesildiğinde ilk 20 dakika içinde cama çıkıp 'aa karşı sokakta ceyranlar gitmemiş' diyen biri varsa bilin ki orası Türkiye'dir. Emin ol yani, 36-42, 26-45'in içindesin.

*Elektrikler kesildiğinde (aynı iki kelimeyle başladım iki maddeye de kusura bakma olur öyle arada) karşı apartmanın elektriğinin olduğunu farkedip sigortalara koştuktan sonra sigortanın attığını farkettiğin an çok üzülmüyor musun sende? O mum ışığında geçen sessiz dakikalara yanmıyor musun?

*Pencerenin önünde duran dışarıdan ışığın geçmesini engelleyen zımbırtıya jaluzi ismi verilmiş. Hayır bu kadar jakuzi çakmalığı bu kadar jakuziadamsendeciğili olmaz. biraz özgün ol ya jaluzi. Ne hayvansın jaluzi.

*Bay ki ne bay.

11 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

kısa kısa #38

*Merhabalar sevgili littleiv severler. Böyle littleiv severler middleiv severler diyorum (vuuu espiriye gel şu anda çıktı) ama facebook'ta bir grup kursam benim fan'ım olur musunuz? Ya da ben fazla mı gaza geliyorum bilemedim. Talep gelirse kurarım ama onu söyliyim.

*'x bizim işimiz' diye bir kalıp var. Örneğin ayakkabı bizim işimiz yazmış adam ayakkabı dükkanının önüne. Bildiğin de dükkan ha bu arada. Bence biraz fazla iddialı bir yaklaşım. Bir gün Adidas'tan Nike'tan gelip 'ayakkabı sizin işinizse biz napıyoruz lan burda' diyip döverler bu abileri diye çok korkuyorum açıkçası. Ya da banane lan ben niye korkuyorsam.

bunların kafa bir milyon sanırım

*Şu blogu okuyup da Nike Adidas Converse ya da Reebok giymemiş insan varsa şu dakika blogun tüm haklarını kendisine vermeyi kabul ediyorum. Çünkü o insandan fazla yok. Nesilleri tükeniyor.

*Nesli tükenen hayvan olmak bir yandan kötüyken bir yandan da iyi gibi. Ne biliyim tüm dünya sen seviş diye perişan olmuş durumda. İlginç bir durum.

*Kopyayla uygun giyinmek diye bir olay var. Mesela ben kopya çekeceğim zaman beyaz giyinirim sınav günü. Çünkü neden kopyayı yazdığım minik beyaz kağıt benim üzerimde dolaştığı zaman adeta bir bukalemun gibi gizlensin. Hocaların sinsi gözlerini yanıltsın deyu. Gerçekten bunları düşünmeye harcadığım zamanı çalışmaya harcasam hiç ihtiyacım olmıycak kopyaya ama naparsın işte gençlik kanım kaynıyor.

*Önceki maddenin sonunda böyle bir babacan tavırlar bir bençokbiliyorum havaları falan. Kendime yabancılaştım saniyesinde.

*Bazen ciddi ciddi kendime yabancılaşırım ben. Böyle belli periyodik aralıklarla aynanın karşısına geçip geçip mektupları okudum içip içip.. pardon kayahan aldı birden klavyeyi zorla, evet nerde kalmıştık, aynanın karşısına geçip 'tipe bak la' falan diyorum kendime. Sanırım sanatçı ruhun getirmiş olduğu bir takım ritüeller şeyler.

*Ritüel de ne güzel kelime ha. İnsanın ağzını dolduruyor.

*Evet şimdiye kadar ilk maddeden başlayarak sürekli önceki maddeyle iniltili bir şeyler yazdım ama ritüelde tıkandım. Bu arada yanlış okumadınız demin ben iniltili yazdım. Bayaa anlamını falan da biliyorum yani eheh.

*O değilde kopyalı madde öncekilye ilintili değilmiş. (-eeh başlatma lan iniltine)

*Geçen 4.Levent'te bir büfede gördüm. 'Domuz gribine karşı portakal suyu gelmiştir' yazıyordu. Nedir nasıl olur hiç kafa yormadım.

*İsmin Levent olup 4.Levent'te oturmak. İşte gerçek hüzün burada.

*Az evvel twitter'da esim esim eserken birden 'twitter is over capacity' uyarısıyla karşılaştım. Abicim bunu yaparken biraz büyük yapsaydınız ya. Neden böyle oldu.

*Hazır laf açılmışken twitterda esim esim esen bir twitçi olarak reklamımı da yapıyım http://twitter.com/littleiv3 100. followersa ödül düşünüyorum.

*Heeeh kendi reklamımı da yaptım ya, iyice tiksindim kendimden.

*Ne uzun bir kısa kısa oldu bu yahu. Yalnız dikkat ediyorum da gerçekten kısa kısa oldu. Bir dahakine görüşmek üzere canlar. Ciao.

7 yorum var. oy verme şeysi yok yorum için tıklat

wibiya widget